Ali Mustafa'nın yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali Mustafa'nın yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2025 Pazar

Ali Mustafa... 50 Maddede Kıyı’nın 50 Yıllık Yayın Serüveni



 Kıyı’nın 50 Yıllık Yayın Serüveni
 
Ali Mustafa


1- Kıyı 1961 Ekim’inde “Trabzon’un denize ve şiire açılan penceresi” diye adlandırılan Ganita’da doğar. 
Kıyı’nın kurucusu değerli sanatçı Ahmet Selim Teymur’du.
1961 yazında Ahmet Selim Teymur ve arkadaşları dergininin hazırlıkları için kendilerine mekân olarak Ganita’yı seçerler. Kıyı’nın ilk bürosu burasıdır artık! “Açıkhava yazı işleri müdürlüğü Kıyı- Ganita.”… 
Ganita’da, “balkon” diye adlandırılan mevkideki masadaydılar… 

2- Attila Aşut, Trabzon dergisinin 1994’te yayımlanan 7. sayısında Kıyı’nın kuruluş çalışmalarını şöyle dile getirir:

“Trabzon’da, Hâkimiyet gazetesini yönettiğim günlerdi. ‘Sanat’ ve ‘politika’, o zaman da yaşamımın en temel iki öğesiydi. O günler, Ziyad Nemli, Ahmet Selim Teymur, Gündoğdu Sanımer, Rasim Şimşek, Mustafa Beşgen...  sanatçı arkadaşlarla, neredeyse yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. 
Adlarını saydığım bu insanlar, Kıyı dergisinin ilk ‘çekirdek kadro’sunu oluşturuyordu. İşte, ‘Kıyı’ adı, ‘Ganita akşamları’nın bu doğal çağrışımları arasında biçimlendi.”
 
3- Ganita, o yıllarda sanatçıların uğrak yeridir.
Mehmet Salih Özbilen, Ganita’nın meşhur tavşankanı çayından servis yapmaktadır Kıyı’nın hazırlıklarıyla boğuşan gençlere. Ganita’yı mekân tutarlar. Sonunda güz mevsiminde, 1961’in Ekiminde ilk sayısını yayımlayacakları Kıyı’ya biçim verirler.
 
4- Ahmet Selim Teymur on parmağında on hüner olan çok yönlü bir sanatçıydı. Ahmet Selim Teymur, Kıyı’nın logosuna kadar her şeyinin hazırlayıcısıydı.
İlk Kıyı, Ganita’dan ses vermiştir kültür sanat dünyasına. Ahmet Selim Teymur bir yazısında o günleri anlatır:

“Bir Ganita’mız vardı: Yaz aylarında sanatçı dostların toplanıp söyleştikleri bir Ganita. 
Kıyı ilk kez bir 1961 sonbaharında orda doğmuştu.” (Karadeniz gazetesi, Kıyı, 30 Ocak 1984)… 
Dört sayfa olarak yayımlanan Kıyı, 1960’lı yıllarda Trabzon’un kültür ve sanat birikimini yansıtan özgün bir dergidir.
 
5- İlk Kıyı 11 sayı çıkabilmişti.
O yılların koşullarında Kıyı’nın gücü ancak 11 sayı çıkmaya yetmiştir. Bu ilk yolculuğa baktığımızda Kıyı’nın Cumhuriyet döneminin çağdaş sanat-edebiyat birikiminden yararlanarak kendine özgü bir çizgi oluşturduğunu görüyoruz.  Bu çizgi, Kıyı’yı zaman içinde yayınına ara verse de bir geleneğin adı yapmıştır. Ağustos 1962’de 11. sayısında kapanan Kıyı bir daha 1969 yılında can bulacaktır.
 
6- İkinci Kıyı, 1969’da Rasim Şimşek yönetiminde yayın yaşamına başlar. Kıyı bu döneminde Fatih Eğitim Enstitüsü öğrencilerinin emeğiyle yayımını sürdürür.
Bu kez, yedi yıl aradan sonra, Kıyı’yı çıkaran Fatih Eğitim Enstitüsü Öğrenci Derneğidir. 
Derginin logosu ve kapak düzeni İrfan Yılmaz, sayfa düzeni ise Ertan Tokinan tarafından yapılır.  
1969-1970 yılları arasında 19 sayı yayımlanan Kıyı’da yöre değerleri öne çıkarılırken gençlerin ürünlerine yer verilir. Raif Özden, Fahrettin Demir, Nuri Aksakal, Ertan Tokinan, Güner Yalçın şiir ve yazılarıyla Kıyı’nın yetiştirdiği gençler olurlar.
 
7- Kıyı, 1961’den 1970’e edebiyat dünyasında beğeniyle okunan bir dergi olmuştur.
Şair Cemal Süreya, Milliyet Sanat dergisinin 5 Mart 1976 tarihli 174. sayısında dergileri irdelerken Kıyı’yı da değerlendirir: “Sanat üstüne, dil üstüne yazılar. Özellikle soyut sanat üstüne denemeler ağır basıyor. 
Belli bir düşünce çizgisi, hatta bir sanat tavrı değil, genel bir sanat sevgisi söz konusu...”
 
8- “Argonotlar Gemisi Kıyı”, serüvenine 10 yıl ara verir.
Kıyı 1970 Kasım’ında yayımına son verir. Bunda dönemin siyasi koşulları ve Kıyı’yı hazırlayan gençlerin Fatih Eğitim Enstitüsü’nden mezun olup yurdun dört bir yanına dağılmalarının da etkisi vardır.
 
9- Kıyı, Ahmet Selim Teymur yönetiminde 3. kez yayın hayatına başlar.
Kıyı yeniden yayın yaşamına dönmek için uzun yıllar bekleyecektir. 1980’li yıllar geçilirken 12 Eylül’ün daralttığı, sınırladığı kültür sanat yaşamına bir pencere açmak isteyen Trabzon’daki sanatçılar bunun yollarını araştıracaktır. 

Ahmet Selim Teymur’un öncülük etmesiyle Gündoğdu Sanımer, Ziyad Nemli, Raif Özben ve Rasim Şimşek Kıyı’nın yeniden yayımlanması için kolları sıvarlar. 
Kıyı 3. kez 1981 Nisan’ında yeniden yayın hayatına döner.
 
10- Ahmet Özer, 1981 Kıyı’sının yaygınlık kazanması için yoğun bir çabanın içine girer. 
1981’de ilk şiir kitabı  “Ayrı Beraberlikler”i çıkaran Ahmet Özer, 5. sayıdan itibaren araştırma, inceleme ve şiirleriyle Kıyı’ya katkı verir. 

Özellikle Ömer Turan Eyuboğlu’nun 1960-1980 arası unutulmuşluğuna son veren özgün araştırmalar yayımlar Kıyı’da.
 
11- Kıyı’nın 3. döneminde Ahmet Selim Teymur, Gündoğdu Sanımer, Rasim Şimşek, Ahmet Özer, M. Reşat Sümerkan ve Raif Özben’in özverili çabaları vardır.
Bu dönemde Kıyı, araştırma, inceleme yazılarıyla, görsel ürünleriyle kendi çizgisini geliştiren bir dergi görünümündedir.
 
12- Kıyı bir “okul” olur gençlere.
3. Kıyı gençlerin yazı ve şiirlerine yer veren bir okul olmuştur aynı zamanda. 

“Kıyı Okulu” adlandırması bu dönemde yapılmıştır. 
Kıyı Okulu’nun ilk öğrencileri Çiğdem Sezer, Ali Mustafa, İbrahim Dizman, ilk ürünlerini Kıyı’da yayımlar.
 
13- 3. Kıyı yöre değerlerini gündemine alır.
Kıyı’nın 3. döneminde özellikle Ahmet Özer’in araştırmalarıyla yöreden yetişen değerler gündeme getirilir. Ahmet Selim Teymur’un yoğun emeğiyle yayımını sürdüren Kıyı’da İlhan Demiraslan ve Nabi Üçüncüoğlu’nun şiirleri yayımlanır.
 
14- Kıyı 3. kez yayın yaşamına ara verir 1983’te.
Ahmet Selim Teymur, Kıyı’nın son 21 sayısında yapamadığı vedalaşmayı Kuzey Haber’deki “Kıyı” köşesinde “Bir Açıklama” başlığıyla 30 Ocak 1984 tarihli yazısında ayrıntılarıyla belirtir. Teymur, Kıyı’da emeği geçenleri açıklarken derginin kapanma gerekçelerini de sıralar. Hüzünlü bir vedalaşmadır Kıyı’yla. 
Artık Kıyı çıkmıyordur. Ahmet Selim Teymur 3 Nisan 1985’te aramızdan ayrılır.
 
15- Bir de hiç çıkmayan bir “Mavi Kıyı” vardır.
Ahmet Selim Teymur’un aramızdan ayrılmasıyla Kıyı öksüz kalmıştır. Ahmet Özer, hem Teymur’un anısını yaşatmak hem de Kıyı’nın bıraktığı boşluğun doldurulması gerektiğini düşünür. Kuzey Haber’in aylık sanat eki olacak bir dergi için Ali Mustafa’yla bir çalışmaya yönelirler. 
Ancak günün ekonomik koşullarında yayın yapmak çok zordur. “Mavi Kıyı”nın pikajı bir anı olarak Kıyı tarihinde yerini alır.
 
16- Kıyı, 4. Kez 1986’da yeniden çıkar. Efsanedeki Anka gibi kendi küllerinden doğar.
Ahmet SelimTeymur’un 1985’te yaşamını yitirmesinin ardından, yakın dostu Naci Özkan onun için neler yapılabileceğini düşünür. Yapılabilecek en anlamlı şey, Kıyı’nın yeniden okurları ile buluşmasını sağlamaktır. 
Naci Özkan, Gündoğdu Sanımer, Rasim Şimşek, M. Reşat Sümerkan ve Ahmet Özer’den oluşan ekip uzun süren toplantılar düzenler. 
Edebiyat damarı kültürel boyutla zenginleştirilerek Kıyı’ya yeni bir yön verilir.
 
17- Kıyı, Nisan 1986’da Ahmet Özer’in sanat yönetmenliğinde yeniden yayın yaşamına döner.
Uzun süren çalışmalardan sonra Kıyı bir kez daha buluşur okurları ile. Tarih, Nisan 1986’dır. Kıyı bu kez, Teymur’suzdur. Bu tarih aynı zamanda Teymur’un ölümünün birinci yılıdır.
 
18- Dr. Gündoğdu Sanımer’in muayenehanesi Kıyı’nın bürosudur aynı zamanda.
Sanımer’in önceleri Maraş Caddesi’nde, sonraları Uzunsokak’taki kitaplar, resim şövalyeleri ve ebru teknesiyle donatılı muayenehanesi, Kıyı yazar ve şairleri için her zaman bir sığınak olmuştur.
 
19- Arslan Pulathaneli Kıyı’nın görünmez emekçisidir binlerce kitaplık arşiviyle ve bürosuyla.
Arslan Pulathaneli’nin Kunduracılar Caddesi’ndeki kırtasiye dükkânı ve sonraki küçümencik bürosu Kıyı’nın yazılarının derlendiği, sonra zarflanıp paketlendiği, postaneye taşındığı yerdir. 80’li ve 90’lı yıllar boyunca Ahmet Özer ve Arslan Pulathaneli Kıyı’nın iki kişilik ordusu gibi çalışırlar. 
Ali Mustafa da yaz tatillerinde bu imeceye katılır.
 
20- Gündağ Kayaoğlu o yıllarda Kıyı’ya katkıda bulunur, derginin yayımını sürdürmesi için elinden geleni yapar.
Araştırmacı-yazar Gündağ Kayaoğlu bir Trabzon tutkunudur. Kıyı’nın 4. kez yayın yaşamına başlaması en çok da onu mutlu etmiştir. 
Babası “Türkünün Ozanı” Ömer Kayaoğlu Kıyı’nın yeniden çıkışını coşkuyla karşılar.
 
21- Kıyı yazdıran bir dergidir. Adı Kıyı’yla bütünleşen Gündoğdu Sanımer 4. Kıyı’nın rüzgârıyla art arda şiirler yazar. 
İlk şiir kitabı “Karayelin Sürüleri”,  Kıyı Yayınları’ndan çıkar.
 
22- Kıyı, değerlerimiz adına ödüller düzenler.
 
23- Kıyı Trabzon’dan yola çıkarken yerel ve ulusal kültür birikimini gündemine alır bu 4. döneminde.
36 yaşında Çorum’da hayata gözlerini yuman Zap Boyları romanının yazarı Şükrü Gümüş, Giresunlu şair Can Akengin ve daha nice unutulmuş değer Kıyı’nın sayfalarında yeniden gündeme getirilir.
 
24- Kıyı 53. sayısından sonra 32 sayfaya çıkar. 
Artık oylumlu bir dergi olarak daha çok ürüne yer verilecektir.
Kıyı 1990’da 30. yılına girerken sayfa sayısını artırır. 
Bu Kıyı’ya geniş olanaklar sağlayacaktır. Kıyı’ya bütünleşen “atardamar” bölümü 54. sayıdan başlar.
 
25- Kıyı’nın ilk “atardamar”ı Bedri Rahmi Ebuboğlu’yla başlar.
“Atardamar” bölümü Kıyı’ya yeni bir heyecan katar. 
Kıyı bundan böyle atardamarlarıyla her sayıda özgün bir konuyu ele alır. 
Yöreden yetişen unutulmuş değerleri gündemine alır. Kültür-sanat dünyamızın nice konularını günsüzüne çıkaran atardamarlarda Ahmet Özer ve İbrahim Dizman’ın yoğun emekleri vardır bu 4. dönem Kıyı’sında.
 
26- Nabi Üçüncüoğlu 1961’den beri Kıyı’nın gündemindedir. İlk ve tek şiir kitabının tümü 66. sayı atardamarında yayımlanır.
 
27- Kıyı, 1961’den bu yana Kasım sayılarında Mustafa Kemal Atatürk’e başköşesinde yer verir.
Atatürk’ün “Cumhuriyetin temeli kültürdür” sözünden yola çıkan Kıyı gerek Türkçenin ışıltısını yansıtan ürünlerle; gerekse aydınlanma devriminin verimleriyle 50 yıl boyunca yayımını sürdürür.
 
28- 1961’den bugüne Kıyı’da yer alan Dr. Mustafa Duman’ın yöre halk kültürünü inceleyen yazıları zengin bir kaynak oluşturur.
Karadeniz yöresi özellikle, hamsi, fındık, tütün ve Trabzon Halk Şairleri üzerine araştırmalarıyla tanıdığımız Dr. Mustafa Duman Kıyı’nın 1961’den 2011’e beş döneminde de “Kıyı Ailesi”nde yer almıştır.
 
29- Kıyı, 1994’te 100. sayısına ulaşır.
Kıyı’nın 100. sayısı bir özel sayı ve Trabzon’da yapılan bir şölenle kutlanır. Aynı Zamanda Nabi Üçüncüoğlu’na Saygı Gecesi ve Kıyı sergisi düzenlenir. İstanbul’dan gelen Kıyı konukları Nezih H. Neyzi ve Gülseren Engin de bu şölene katılırlar.
 
30- Kıyı, bir şölendir her zaman.
Çiğdem Sezer, Adapazarı’ndan, İbrahim Dizman Ordu’dan; Ali Mustafa İstanbul’dan gelip bu şölene katılırlar. Ali Mustafa, Kıyı’yla yıllara yayılan yol arkadaşlığını şöyle anlatıyor: 


"Gerçekte Kıyı’nın 100. sayısına bir yolculuktu bu. Ben bir bakıma Kıyı Okulu’nda yetiştim. 
Yazmanın, yayımlatmanın, edebiyatın bütün coşkusunu bana yaşatan bir dergidir Kıyı.” 
 
31- 100. Sayı Etkinlikleri, Kıyı’nın 1961’den 1994’e bütün emek verenlerini bir araya getiren bir buluşmaydı.
 
32- Kıyı’nın onca zor koşullara rağmen 100. sayıya ulaşması en çok da Gündoğdu Sanımer’i mutlu eder.
Sanımer, ellerinde büyüyen bir çocuk olan Kıyı’yı değerlendirir:  

“Bütün Kıyılarda yer aldım. 
Trabzon’un 33 yıllık kültür birikiminin 4. Kıyı’yla 100. sayısına ulaşmasından mutluluk duyuyorum. Umarım artık Trabzon Kıyı’nın önemini daha iyi kavrar.”
 
33- Kıyı’nın 100. sayısı özel bir düzenlemeyle 66 sayfa oylumunda çıkar. 100. sayı atardamarı Kıyı’nın gözesiyle başlar, 28 sayfalık zengin bir belgelik sunar.
Kıyı 100 sayılık bir taçla çıkar okurunun karşısına. 
100. sayı atardamarı Kıyı’nın 33 yıllık tarihinin de bir belgeliği konumundadır.
 
34- Kıyı’ya bu 4. döneminde katkıda bulunan nice güzel insan vardır.
Kıyı’yı yürekten desteklemiş, o küçümencik bürosunu aynı zamanda Kıyı’nın bürosu yapmıştır Arslan Pulathaneli. 
125 sayıdır Kıyı’ya kaynak aktarmış, zarflanmasından, postaneye kadar taşınmasına değin her konuda Ahmet Özer’e katkıda bulunmuştur. 1996’da Kıyı bu değerini, Arslan Pulathaneli’yi yitirir.
 
35- Kıyı, özellikle atardamarlarıyla birbirinden özgün konuları, yöre kültürüne emek veren değerleri, edebiyatımızın önemli adlarını gündeme taşımıştır 4. döneminde.
1940’lı yıllarda SES dergisini çıkaran Yusuf Ahıskalı ilk kez Ali Mustafa’nın kaleminden 129. sayı atardamarında ayrıntılı bir biçimde incelenir. Hasan İzzettin Dinamo, Ahmet Özer’e yazdığı mektuplarla 135. sayının atardamarında yer alır.
 
36- Kıyı 1998’de 150. sayısına ulaşır.
Ahmet Özer 1995’te Ankara’ya taşınmıştır. 
Artık başkentten katkılarda bulunacaktır Kıyı’ya. Trabzon’daki Kıyı dostları, başta Mustafa Reşat Sümerkan olmak üzere derginin yayımını sürdürmek için ellerinden gelen çabayı gösterirler; Kıyı’yı 150. sayısına hep birlikte taşırlar.
 
37- Kıyı yalnızca Trabzon eksenli değildir; yakın çevresini de gündemine alan bir dergidir.
Karadeniz’de önemli kültür kentlerinden biri olan Ordu, hemen yanıbaşındaki Giresun kültür değerleriyle, kurumlarıyla, sanatçılarıyla Kıyı’da yer alır. 
1990’larda Ordu’ya yerleşen İbrahim Dizman’ın bu kentlere ilişkin çalışmaları ilgi çekicidir. Ordu Belediyesi Tiyatrosu, Aydın ve Gülçin Üstüntaşların emeği Kıyı’da ayrıntılarıyla değerlendirilir.
 
38- 2000’li yıllara doğru Şair Çiğdem Sezer ve Kıyı’ya büyük emekleri geçmiş İbrahim Dizman da Ankara’ya yerleşirler. Kıyı’yı Ahmet Özer’le 40. yılına taşırlar.
Baki Akgül, İbrahim Dizman ve Çiğdem Sezer’den oluşan yazın kurulu, derginin sanat yönetmeni Ahmet Özer’le Kıyı’ya yeni bir biçim verirler.“Yeni Bir Kıyı’ya Doğru”  yelken açar Argonotlar Gemisi. 
187. sayı atardamarında 40. yıl üzerine bir değerlendirme yer alır.
 
39- 12 Eylül’ün gölgesinde, 1980’lerde adını rahatça anamadığımız Nâzım Hikmet 2000’lerde Kıyı’nın kapağındadır.
 
40- “2001 ekonomik krizi” ülkenin bütün değerlerini altüst ettiği gibi Kıyı’yı da yangınların içine savurur. 
Kıyı 193. sayısında okurlarıyla, sevenleriyle vedalaşır. 
Bu, hüzünlü bir ayrılıktır.
16 yıl boyunca Kıyı’ya omuz veren M. Naci Özkan, derginin yaşamasının olanaksız olduğunu vurgular. 

“Kıyı’ya Veda” …
İlk vedalaşmayı Ahmet Özer yapar: “Buraya kadar”…  
1981’den 2002’ye kadar Kıyı’larda yer alan Ahmet Özer: “Yitiren edebiyat dünyası oldu.”  der.
 
41- Çiğdem Sezer Kıyı’nın kapanışı üzerine Edip Cansever’in dizeleriyle sormadan edemez:

“Ahmet Abi, güzelim,
bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil,
bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri”

 
42- İbrahim Dizman göre her zaman bir umut ışığı vardır:
“Kıyı için yıllar önce yazdığım bir belgesel film senaryosunun adı: 'Edebiyatımızda Bir Anka' idi."
Kıyı, 1961’den beri gerçekten de hep kendi küllerinden doğmayı bilmiştir. Kim bilir, belki bir gün...”
 
43- En hüzünlü veda yazısını, 40 yıldır Kıyı’da yer alan Gündoğdu Sanımer yazar.
Gündoğdu Sanımer, Kıyı serüveninde bir daha yer almayacağını belirtir, çocuğu gibi değer verdiği, sevdiği dergisinden ayrılırken. 

Kendisi gibi hekim, şair olan çok eski bir dostu seslenmektedir uzaklardan:

“Dostlarım siz sağlıcakla gidiniz
Yetişir burada bırakın beni
Ben artık sizinle gelemiyorum
Yolunuzda halı gibi bir deniz
Son olarak size diyorum ki
Dostlar beni unutmayın diyorum.”
             

                                        İlhan Demiraslan

Sanımer, bu hüzünle 2003’ün 22 Haziran’ında yaşama veda eder.
 
44- Argonotlar gemisi Kıyı, 2007’ye kadar yayımına ara verir. Trabzon Kıyı’sız kalmıştır.
Kıyı dostları kolları sıvarlar.
Birçok toplantı yapılır. 

Başta Sonhaber Matbaası sahibi Fethi Yılmaz, Mustafa Reşat Sümerkan, Ahmet Özer ve Kıyı dostu yazar ve şairler bu toplantılara katılır.
 
45- “Trabzon Kıyı’sına kavuşuyor.”
Kıyı Ocak Şubat 2007’de 5 yıl önce kaldığı yerden 194. sayısıyla yayın yaşamına başlar.
Kıyı’nın önceki sahibi M. Naci Özkan Kıyı’nın yeniden yayın yaşamına katılmasını coşkuyla karşılar, elinden gelen katkıyı verir. Kıyı’nın sahipliğini Bu kez Fethi Yılmaz yapmaktadır. Sanat yönetmeni yine Ahmet Özer’dir. Kıyı 46 sayfa ve 2 aylık çıkacaktır. 

“Kıyı’dan” bölümünde çıkış coşkusu yansıtılır: “Yaklaşık beş yıl sonra Kıyı yeniden küllerinden doğuyor.”
 
46- Kıyı Ocak-Şubat 2008’de 200. sayısına ulaşır.
Kıyı’nın bu 5. mevsimi kapsamlı atardamarlarla geniş bir belgelik oluşturur.
Kıyı’nın yeniden yayın yaşamına dönmesi kültür sanat, edebiyat dünyamızda sevinçle karşılanır.
200. sayının başyazısında Kıyı’nın nice serüvenlerden, zorluklardan başarıyla çıktığı ve Karadeniz kıyılarından ülke geneline sanatın, edebiyatın rüzgârlarını taşıdığı vurgulanır.
195. Sayısından itibaren 64 sayfa oylumunda çıkan Kıyı bu döneminde kaynak niteliğinde “atardamar”lar yayımlar.
Attila Aşut’un dosya editörlüğünü yaptığı “Anadolu’da çoban ateşleri” diye nitelendirilen “Çaltı” ve “Sömürücülüğe Karşı Savaş” gazetelerini günyüzüne çıkaran “atardamar”lar önemli birer kaynakça oluşturur. 
 
47- Kıyı kapılarını gençlere açar. 201. sayıdan itibaren “Her Sayı Kıyı’da Bir şair” bölümü düzenlenir.
201. sayıdan itibaren bu bölümde 22 genç şairin şiirlerine yer verilir.
 
48- Kıyı, bu 5. mevsiminde kurucularından Rasim Şimşek’i yitirir.
1961’den bugüne 5 mevsim Kıyı’larda yer alan Rasim Şimşek, 16 Eylül 2010’a aramızdan ayrılır. 

Öğrencileri, Kıyı’dan yetişen şair ve yazarlar: Dr. Mustafa Duman, Ahmet Özer, Raif Özben, Güner Yalçın, Ali Mustafa, Musa Alioğlu, Hayriye Topçuoğlu, Ergün Altun, Mustafa Reşat Sümerkan ve Hikmet Aksoy Şimşek’in anısına yazarlar.
 
49- Kıyı, 2011’de 50. yayın yılına ulaşır. 
Tüm Kıyı geleneğini oluşturan bir horondur bu.
1961’den 2011’e bir Kıyı geleneği oluşur.
50 yıl boyunca yayımlanan tüm Kıyı sayıları birleştirilerek Argonotların uzun yolculuğuna 269. sayıyla devam edilir.
 
50- 5. dönem KIYI, Ahmet Özer, Ali Mustafa,  Fethi Yılmaz, Ümit Tarı  ve Leyla Çelik’in özverili çabalarıyla yayın yolculuğunu sürdürmektedir.
Kıyı’nın efsanedeki Argonotlar gibi “altın post”a ulaşma serüveni devam ediyor.
Daha nice Kıyı yıllarına, Kıyı dostlarıyla, yazarları ve şairleriyle...


18 Ekim 2025 Cumartesi

33. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'na Şiirden Bakmak






33. TÜYAP KİTAP FUARI'NA ŞİİRDEN BAKMAK...

Ali Mustafa


TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı, ilk kez, 1982’de Taksim’de Etap Marmara Oteli’nin küçük bir salonunda 28 yayınevinin katılımıyla açılmıştı. 1983’te Beyoğlu Tepebaşı’ndaki Sergi Sarayı’na taşınmasıyla katılımcı yayınevi sayısı çoğaldı, etki alanı yaygınlaştı; Turhan Selçuk’un o anlamlı çizgileriyle kitap çınarı oldu. Uzun yıllar Beyoğlu’nda kitapseverlerin ilgi odağı olan TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı, 2003 yılında Beylikdüzü’ndeki geniş sergi yerine taşınıp uluslararası bir niteliğe büründü. Yıllar içinde kitap çeşitliliğiyle dallanıp budaklanmış; üniversiteye hazırlık kitaplarından çocuk kitaplarına, sesli kitaplardan boyama kitaplarına, romandan hikâyeye, araştırma kitaplarına ilgi duyan okur kesiminin çekim yeri olmuştur.
TÜYAP’ı her yıl yüzbinlerce kitapsever ziyaret ediyor, çantalar dolusu kitapla evlerine dönüyor; kütüphanelerde yeni alınan kitaplara yer açılıyor. Peki, bunca kitap içinde şiir kitapları eski ilgiyi görüyor mu okurdan? Şiir, TÜYAP’tan dışlanıyor mu? Şiir, son yıllarda çoktan yayın dünyasından, okurlardan hatta şairlerden de uzaklara savruldu... TÜYAP’ta şiir etkinlikleri azdı ve yeterince donanımlı değildi. Şiir kitapları da sanki stantlarda görünmez olmuştu birkaç yayınevi dışında. Şiir üzerine inceleme, araştırma kitapları çok az yer bulur oldu yayınevlerinin programlarında. İyi ki 2014 TÜYAP’ında Yasakmeyve Yayınları, Mühür Kitaplığı ve Şiirden Yayınları vardı da şiir oralarda soluk aldı birazcık.
Bu yıl, TÜYAP etkinlik programını incelediğimizde 270 kültür-sanat etkinliği içinde yalnızca dokuz etkinliğin şiire ayrıldığı görülüyor. Gerçekte TÜYAP’ın her yıl bir “ana tema”sı var. Seçilen “tema”ya ilişkin etkinlikler daha ağırlıklı oluyor. Bu yıl “Sinemamızın 100 Yılı” ağırlıklı söyleşi ve açıkoturumlar, bu 270 etkinliğin ana bölümünü oluşturdu. Ne var ki böyle olması şiire “üvey evlat muamelesi” yapılmasını gerektirmezdi.
Şiir, TÜYAP’tan geri çekildiği gibi hayatımızdan da geri mi çekiliyor? Fuarı gezen okurlar, sayfalarını karıştırdıkları kitabın şiir olduğunu görünce “Aaa şiirmiş” deyip eli yanmışçasına tekrar standa bırakması düşündürücü. Şiir, kitap okurunun gönlünden ve seçiminden çıkıyor mu acaba? Birkaç yayınevinin ve şairlerin gayretleriyle düzenlenen şiir etkinlikleri yeterince yer aldı mı, ilgi gördü mü TÜYAP’ta? Gerçekleştirilen şiir etkinlerine bir göz atarsak ancak şunları görebiliyoruz:
Halil İbrahim Özcan’ın yönettiği “Şiire Yolculuk”; Orhan Alkaya, Fergun Özelli’nin konuşmacı olarak katıldığı “Seyfi Turan Şiiri”; Mustafa Fırat, Baki Asiltürk, Cenk Gündoğdu’nun konuşmacı olarak katıldığı “1980 Kuşağı Türk Şiirinin Günümüz Şiirine Etkisi”; Aydan Ay’ın yönettiği, Engin Turgut, Niyazi Yaşar, Seyyit Nezir, Zuhal Tekkanat’ın konuşmacı olduğu “Cemal Süreya’yı Yitireli Çeyrek Yüzyıl Oldu”; Haydar Ergülen, Cenk Gündoğdu, Baki Asiltürk, Ali Şimşek, Mustafa Bayram Mısır’ın katıldığı “Büyük Kırılma: 2000’ler Şiiri ve Hayat”; Alâettin Bahçekapılı’nın yönettiği, Orhan Karaveli, Ahmet Özer’in konuşmacı olduğu “Nâzım Hikmet’in Ölümünün 50. Yılı”; Ahmet Telli’nin şiir dinletisi; Tekin Yayınevi’nin düzenlediği konuşmacılarını Tuğrul Keskin, Enver Ercan, Metin Cengiz, Nevzat Çelik, Turgay Fişekçi, küçük İskender, Onur Caymaz, Tuna Kiremitçi ve Leyla Şahin’in oluşturduğu “Ataol Behramoğlu 50. Sanat Yılı Genç Şairler ile Buluşmalar”; Şeref Özsoy, Haluk Oral’ın katıldığı “Orhan Veli 100 Yaşında” açıkoturumu ve Yasakmeyve Yayınları’nın düzenlediği Sabit Kemal Bayıldıran, Ahmet Özer, Hilal Karahan’ın konuşmacı olduğu “Gelenek ve Günümüz Şiirinde Yeniden Üretimi”
Bu etkinlikler 2014’teki şiirimizi ne kadar yansıtıyordu acaba? Düzenleyicilerin bu konuları ve konuşmacıları seçmesi yıl içinde şiirin izlediği seyri yeterince yansıtmış mıdır? Daha sorulacak onlarca soru var. Bu arada şiirseverlerin şiir etkinliklerinin bazılarına pek de ilgi gösterdiği söylenemezdi.
2014’te TÜYAP’ı ziyaret eden kitapseverlerin 500.000’i aştığı söyleniyor. Kitap için göğsümüzü kabartacak bir katılım; bu kitap tutkunlarının ne kadarı şiire yer ayırmış dokuz gün boyunca? TÜYAP etkinlik programında yer verilen dokuz şiir etkinliği göz önüne alınırsa -ironiyle- çoğunu konuşmacı sayısı kadar “şiirsever” izledi gözlemlerimize göre. Şiir, TÜYAP 2014’te görünmez olmuştu bir bakıma; uzaklara mı çekilmişti ne? Yunus Emre’den günümüze, Nâzım Hikmet’ten Küçük İskender’e onca etkili şairimiz varken şiir bu denli az mı ilgi görmeliydi!.. Burada sorumluluğu paylaştırmak gerek; şiir geri çekildiyse başat sorumlu, şairler mi? Şiiri okurdan kim uzaklaştırdı? Yayınevlerinin tutumuna ne demeli? 2014 yılını bitirdiğimiz şu günlerde şiir kitapları yayımlayan kaç yayınevi kaldı?
Başka bir yönden bakarsak 2014 yılının şiir açısından ayrı bir önem taşıdığı görülecektir. 2014 yılı, Orhan Veli’nin, Dağlarca’nın, Oktay Rifat’ın 100. doğum yılı. Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde bu üç şairimizle ilgili sergiler düzenlendi, sergi kitapları yayımlandı. 2014’te gelenekselleşmiş şiir ödülleri de verildi. Behçet Necatigil Şiir Ödülü Enver Ercan’a, Altın Portakal Şiir Ödülü Şeref Bilsel’e verildi. Yalnızca bu etkinlikler bile, 2014’ün şiir için önemli bir yıl olduğunu anlatmaya yeter de artar.
TÜYAP’a sıcağı sıcağına yetiştirilmiş, şiire ilişkin az ama değerli birkaç inceleme ve biyografi kitabı da okurunu bekliyordu kitap ağacının dallarında: Enis Batur’un yazdığı Oktay Rifat’a Doğru, Beşir Ayvazoğlu’nun hazırladığı He’nin İki Gözü İki Çeşme (Asaf Halet Çelebi biyografisi), Devrim Dirlikyapan’ın Metis Yayınları’ndan çıkan Ölümü Gömdüm, Geliyorum adlı Edip Cansever’in şiirine farklı bir bakış getiren yapıtı ve İletişim Yayınları’ndan çıkan Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız... “Gezi Direnişi” artık kitaplara ad verilmede esin kaynağı. “Gezi”den unutulmaz bir duvar yazısıdır: “Turgut Uyar’ın dizeleriyiz”…
Yasakmeyve Yayınları’ndan çıkan iki inceleme kitabını da eklemek gerek yılın önemli şiir kaynak yapıtlarına: Sabit Kemal Bayıldıran’ın Edebiyatımızda Şiirler Sözlüğü ve Hilal Karahan’ın Dip Köşe Şiir Notları. Bütün yayın programını şiire ayıran Yasakmeyve Yayınları’nı kutlamak gerek. Kurulduğundan bugüne şiirin bayrağını hep yükseklere taşıdı. Gerek yayımladığı şiir kitaplarıyla, gerekse Yasakmeyve dergisiyle şiirin nabzını her zaman tutmaya çalıştı. 2014’ün son aylarında anlamlı bir girişim de başlattı: “Her okula şiir kitaplığı”… Yasakmeyve’nin şiir kitaplarını koli yapıp okul kütüphanelerine göndermesini kutlamak gerek; başta Enver Ercan’ı ve yayınevinin genç emekçilerini… Söz Yasakmeyve’den açılmışken 2014 TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda her zaman canlı, şairlerin ve şiir okurlarının uğrak yeri bir stant da açtıklarını belirtelim. Gökkuşağı renginden kitap kapaklarıyla Yasakmeyve Yayınları şiirin çekim merkeziydi TÜYAP’ta. Şair Sezai Sarıoğlu’nu gün boyu stantta okurlarına kitap imzalarken görmek de güzeldi.
TÜYAP’ta şiir adına önemli etkinliklerde bulunan üç yayınevi ilk bakışta dikkati çekiyordu: Yasakmeyve Yayınları, Mühür Kitaplığı ve Şiirden Yayınları. Bunların dışında şiire yayın programında yer veren, yıl içinde şiir kitabı yayımlayan yayınevleri ne kadar da azdı. Yeni kurulan Ve Yayınevi’nden çıkan Oğuzhan Akay’ın Gölgede 100 Derece (Jpg Şiirleri), Varlık Yayınları’ndan Salih Bolat’ın Atların Uykusu, Yasakmeyve Yayınları’ndan çıkan 2014 Kıyı-Ruhi Türkyılmaz Şiir Ödülü’nü alan Gülçin Sahilli’nin Mavi Esme Boran, Varlık Yayınları’ndan Enver Ercan’ın Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü alan kitabı Türkçenin Dudaklarısın Sen, Ali Taş’ın Yasakmeyve Yayınları’ndan çıkan ilk şiir kitabı Nalsız Atlar… şiir bahçesinde açan yapıtlardan birkaçıydı. Yapı Kredi Yayınları şairlerin “toplu şiirler”ini yayımlamayı bu yıl da sürdürdü. En son Mehmet Yaşın’ın Dokuz Şiir Kitabı adlı yapıtını çıkardı. Everest Yayınları ve İş Kültür Yayınları da tek tük şiir kitabı yayımladılar 2014’te.
Şiir kitabı yayımlayan yeni yayınevleri de kuruldu 2014’te: Ve Yayınevi, Noktürn Yayınları. TÜYAP’ta yer almadı bu iki yayınevi.
Mühür Kitaplığı standı yeni çıkan kitaplarıyla göz doldurdu. Her daim şairlerin uğrak yeriydi. Yayınevini yöneten Mustafa Fırat’ın heyecanı, fuarın dip köşelerinden birinde konumlanmış Mühür Kitaplığı’nı şiir çekimevine dönüştürmüştü. Belli başlı edebiyat dergilerinin, şiir dergilerinin TÜYAP’ta stant açmamalarının bir eksiklik olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Gözümüz hep Sincan İstasyonu, Akatalpa, Şiiri Özlüyorum vb şiir dergilerini aradı. Şiir adına bu eksikliği Şiirden, Yasakmeyve ve Mühür dergileri kapattı diyebiliriz. Onların stantları her zaman canlıydı, şiirseverlerin uğrak yeriydi.
Edebiyatçılar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın TÜYAP’taki etkinlikleri son derece sınırlıydı. Bu iki yazar örgütünün TÜYAP’taki stantlarının nasıl bir işlev gördüğünü anlamak hayli zor. İmza günleri düzenleniyor ama bir sistematiğe bağlanmış değil; önüne gelen, kitaplarını stantlara yığıp sanki kitaplara müşteri bekliyor. Yazar örgütlerinin TÜYAP’ta bir ağırlığı kalmamış diye düşünmeden edemiyor insan. Bağımsız yayınevleri ve şiir dergileri yazar örgütlerinin fersah fersah ilerisinde çalışmalar yaptı fuarda. Kitap fuarının karmaşasında, koşuşturmasında gözden kaçırdığımız şiir kitapları oldu mu? Eski bir deyiştir: “Bir şiir olsa da ezberlesek” çarpıcılığında şiirlerle karşılaştık mı 2014 yılında? Onca edebiyat, şiir dergisinde, kitaplarda sayısız şiir yayımlandı. Belleklerde hangi şiirler yer etti? 2015’te şiir yıllıkları çıkınca bu sorulara bir yanıt bulacağız belki…
Gelecek yıl, 2015’te 34. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda nice kitaplar bizi bekliyor olacak. Artık şiiri daha çok görmek istiyoruz “kitap ağacı”nın dallarında. Cahit Külebi’nin deyişiyle “şiir her zaman…”
 * Kıyı, Ocak-Şubat 2015, Sayı:293

ali mustafa- trabzon'u anlamak



küreselleşme, kültürel-sosyal doku erozyonu ve
“Trabzon’u Anlamak” 

Ali Mustafa

Yüzyılların birikimini bağrında taşıyan Trabzon, son yıllarda küreselleşmenin kültürel ve sosyal dokusunu derinden etkilediği kentlerden biri oldu. Son otuz yılda ülkenin geçirdiği değişim Karadeniz’in kıyıcığına sığınmış kendi kabuğundaki bu kenti birbiri ardına gelişen olumsuzluklarla gündeme taşıdı.


Tarih boyunca birçok uygarlığın beşiği olmuş bu kültür kenti son yıllarda şovenizmin kıskacında çırpınıp duruyor. Küreselleşmenin özgürlük ve çoğulculuk getireceği varsayımı bu kent için bir düş kırıklığı yaşatıyor Trabzon’a gönül vermiş nice insana. Kültürel ve ekonomik geçiş yolları üzerinde konumlanan Trabzon, tarih boyunca gözlerin üzerine çevrildiği bir kent olagelmiştir. Özellikle siyasi konumu, kenti her zaman ülke gündemine taşımıştır. Küreselleşmenin dayattığı “kültürel çoğulculuk” aldatmasıyla çokça tartışılan ama anlamaya yönelik tutumların uzağında kenti iyice kendi kabuğuna çekilmeye zorlayan yapay “Pontos sorunu”, bir tür “içe çekilme” diye adlandırabileceğimiz bir düşünce yapılanması oluşturmuş; ülke genelinde izlenen “ sağcılaşma” politikası sonuçta meyvelerini vermiş ve Rahip Santaro ve Hrant Dink cinayetine değin uzanan bir dizi olumsuzluğu da kentin belleğine “kara sayfa” olarak yazdırmıştır. Sonuçta varılan yer “kolbastı” erozyonu olmuştur.

“Trabzon’u Anlamak” adlı derlemeye getirmek istiyorum sözü. Önceki yıllarda kültürel birikimi üzerine sayısız yapıt yayımlanan Trabzon bu kez “bize ne oldu?” sorusuna yanıtlar arayan bir yapıtla irdeleniyor.

Kocaeli Üniversitesi öğretim üyeleri Güven Bakırezer ve Yücel Demirer,“ Trabzon’da neler oluyor?” sorusundan yola çıkarak bir kent monografisi olarak da okuyabileceğimiz “Trabzon’u Anlamak” adlı yapıtı gün yüzüne çıkardılar. Emel Akar, Ömer Asan, Attila Aşut, Kudret Emiroğlu, Ali Eroğul, Şengül Öymen Gür, Ayşe Hür, Hakan Kapucu ve İlknur Üstün’ün makalelerinden oluşan derleme bugüne değin “kültür kenti Trabzon” olarak tanıdığımız bu Karadeniz kentinin değişen toplumsal ve sosyal yapısını irdeleyen, ezberimizi bozan sarsıcı bir yapıt.

Akademisyen yazarlarca özenle hazırlanan yapıt, bugüne değin bildiğimizi, tanıdığımızı sandığımız Trabzon’u bir başka boyutta ele alan makalelerle “bugünlere nasıl gelindi?” sorusuna da karşılıklar arama çabalarımıza katkıda bulunuyor.

Yapıtı hazırlayanların “giriş” bölümünde ayrıntılı bir dökümünü verdikleri “Trabzon bugünlere nasıl geldi?” sorusunun ışığında bir özetleme yaparsak; 20. yüzyılın son çeyreğinde dünyada alabildiğine yaşanan soğuk savaşın rüzgârları bu kıyı kentine değin ulaşmıştır. 1980 öncesi Türkiye’nin yaşadığı gerilimli yıllardan Trabzon da payına düşeni almıştır fazlasıyla. Siyaset bilimcisi Emel Akal “1970’li yıllarda kan gölüne döndürülen Trabzon sokakları” adlı makalesinde soğuk savaş”ın sıcak çatışma alanlarından birinin de Trabzon olduğunu vurguluyor. 1980’lere doğru gelişen toplumsal muhalefetin önemli kentlerinden biri olan Trabzon, 1980 faşist darbesiyle “sağcılaştırılan” kentlerden biri olmanın acısını bugünlerde fazlasıyla duyumsuyor. Trabzon adının linç girişimleriyle, cinayetlerle anılması bizi ne kadar hüzünlendiriyorsa o kadar da düşündürmeli

Emel Akal’ın yazısının sonuna eklediği “1974-1980 yılları arası Trabzon’da yaşanan olaylar ve siyasi cinayetler kronolojisi” bir ibret toblosu olarak karşımızda durmakta. 1980 Faşist darbesine gelinen süreçte bir kuşağının kırımının belgesi olarak bu liste iyice belleklere yerleştirilmeli. Ülkenin bir kuşağının nasıl yok edildiğini görürsek; bugün Trabzon’un ve ülkenin içine düştüğü durumu daha iyi kavrayabiliriz.

“Trabzon’u Anlamak” adlı yapıtta okurun ilk kez karşılaşacağı bir Trabzon portresi çiziliyor diyebiliriz. Araştırmacı Kudret Emiroğlu, Trabzon’un sayısız yetenekli ressam yetiştirdiğini; resim sanatının soyut ve bireysel bir üretim olduğunu dolayısıyla toplumsallaşmaya katkısının çok az olduğunu belirtiyor. Biz de bu saptamaya şu soruyu ekleyebiliriz; Karadeniz’den, Trabzon’dan niçin ülke ölçeğinde bir romancı ve öykücü yetişmiyor? Şairleri ve ressamları çok olan kentten dahası Karadeniz yöresinden bir romancı niçin yetişmiyor? Rıfat Ilgaz’ı saymazsak; Karadeniz’in romanı, öyküsü henüz yazılmadı diyebiliriz. Romancı ve öykücü yetiştiremeyen Trabzon doğaldır ki insana kıyan cani ruhlar yetiştiriyor.

Kudret Emiroğlu, “Trabzon Ne Yetiştirsin?” başlıklı değerlendirmesinde tarıma dayalı bir ekonomik yaşantısı olan kentin son yıllarda aldığı iç göçle sosyal yapısının oldukça değiştiğini artık mısıra ve fındığa dayalı ekonominin kente yetmediğini; yeni bir kent kültürünün oluştuğunu; bunun da son yıllarda ortaya çıkan olumsuzluklarla kentin bilinen imajının değiştiğini vurguluyor ve soruyor: “Trabzon ne yetiştirsin?”

Öğretim üyesi Hakan Kapucu’nun “ Bir görünmez üniversite, bir cadı kazanı” adlı makalesi, büyük umutlarla 1960’larda kurulan KTÜ’nün kentine ve insanına ne denli uzak bir üniversite olduğunu, bilim üretmekten çok günlük politikaların kurbanı olduğunu belirmesi açısından önemli saptayımlarda bulunan bir çalışma. Bir kenti anlamak için eğitim kurumlarına, medyasına bakmak gerek önce.

Attila Aşut’un “Trabzon’un kültürel yaşamından kesitler” adlı araştırması da Trabzon’un bugünlerdeki olumsuz imgesini silecek yoğunlukta bilgiler içeren kapsamlı bir çalışma. Bedri Rahmi Eyuboğlu, Sabahattin Eyuboğlu, İsmet Zeki Eyuboğlu, Hasan İzzettin Dinamo, Halil Nihat Boztepe vb. Türk edebiyatının önemli adlarını, Gündoğdu Sanımer, Ahmet Özer, Hüseyin Atabaş Yaşar Miraç, Hüseyin Haydar, Çiğdem Sezer gibi Türk şiir ırmağına eklenen şairleri yetiştiren bir kent 21. yüzyılın başlarında nasıl böyle tutucu, şoven bir kent olur sorusu da aklımıza takılmıyor değil bu kültür-sanat birikimini görünce.

“Trabzon’u Anlamak” adlı derlemede, siyasi değerlendirmelerde bulunan tek yazı olarak da okuyabileceğimiz Ömer Asan’ın “Trabzon Rumcası ve Pontos etnofobisi” adlı değerlendirmesi belki de “Trabzon bugünlere nasıl geldi?” sorusuna yanıt verecek ipuçlarını taşıyor diyebiliriz. 1980’lerden sonra ortaya çıkarılan yapay tartışmalardan biri de bu “Pontus sorunu”dur diye düşünüyoruz. Tarihte hesaplaşması yapılmış konular ve olguları yeniden ısıtıp toplumun önüne koyarsak etki-tepki yasalarına göre bir karşı görüşü de sahneye davet etmiş oluruz. Trabzon’un son yıllarda şovenizmin batağına doğru hızla sürüklenmesinde bu yapay “Pontus sorunu”nun da az payı olmasa gerek. Tarihe ve kendimize bir daha tarafsız bir gözle bakmanın yararı var diye düşünüyoruz.

“Trabzon’u Anlamak” adlı derlemeyi okurken bir kez daha düşünme payımız oluştu diye düşünüyoruz. Emperyalizmin ülkemizin üzerinde oynadığı oyunları kavramadıkça, tarihe daha soğukkanlı bakamadıkça, kısır, sığ siyasi çekişmelerin içinde boğuldukça, hızla sürüklendiğimiz “Ilımlı İslam Cumhuriyeti”ne dur demedikçe, ne Türkiye’yi anlayabiliriz ne de Trabzon’u…


* Trabzon’u Anlamak, Derleyenler: Güven Bakırezer-Yücel Demirer, İletişim Yayınları, 2009, İstanbul


** Kıyı, Eylül-Ekim 2009, 210. sayıda yayımlandı...