
küreselleşme, kültürel-sosyal doku erozyonu ve
“Trabzon’u Anlamak”
Ali Mustafa
Yüzyılların birikimini bağrında taşıyan Trabzon, son yıllarda küreselleşmenin kültürel ve sosyal dokusunu derinden etkilediği kentlerden biri oldu. Son otuz yılda ülkenin geçirdiği değişim Karadeniz’in kıyıcığına sığınmış kendi kabuğundaki bu kenti birbiri ardına gelişen olumsuzluklarla gündeme taşıdı.
Tarih boyunca birçok uygarlığın beşiği olmuş bu kültür kenti son yıllarda şovenizmin kıskacında çırpınıp duruyor. Küreselleşmenin özgürlük ve çoğulculuk getireceği varsayımı bu kent için bir düş kırıklığı yaşatıyor Trabzon’a gönül vermiş nice insana. Kültürel ve ekonomik geçiş yolları üzerinde konumlanan Trabzon, tarih boyunca gözlerin üzerine çevrildiği bir kent olagelmiştir. Özellikle siyasi konumu, kenti her zaman ülke gündemine taşımıştır. Küreselleşmenin dayattığı “kültürel çoğulculuk” aldatmasıyla çokça tartışılan ama anlamaya yönelik tutumların uzağında kenti iyice kendi kabuğuna çekilmeye zorlayan yapay “Pontos sorunu”, bir tür “içe çekilme” diye adlandırabileceğimiz bir düşünce yapılanması oluşturmuş; ülke genelinde izlenen “ sağcılaşma” politikası sonuçta meyvelerini vermiş ve Rahip Santaro ve Hrant Dink cinayetine değin uzanan bir dizi olumsuzluğu da kentin belleğine “kara sayfa” olarak yazdırmıştır. Sonuçta varılan yer “kolbastı” erozyonu olmuştur.
“Trabzon’u Anlamak” adlı derlemeye getirmek istiyorum sözü. Önceki yıllarda kültürel birikimi üzerine sayısız yapıt yayımlanan Trabzon bu kez “bize ne oldu?” sorusuna yanıtlar arayan bir yapıtla irdeleniyor.
Kocaeli Üniversitesi öğretim üyeleri Güven Bakırezer ve Yücel Demirer,“ Trabzon’da neler oluyor?” sorusundan yola çıkarak bir kent monografisi olarak da okuyabileceğimiz “Trabzon’u Anlamak” adlı yapıtı gün yüzüne çıkardılar. Emel Akar, Ömer Asan, Attila Aşut, Kudret Emiroğlu, Ali Eroğul, Şengül Öymen Gür, Ayşe Hür, Hakan Kapucu ve İlknur Üstün’ün makalelerinden oluşan derleme bugüne değin “kültür kenti Trabzon” olarak tanıdığımız bu Karadeniz kentinin değişen toplumsal ve sosyal yapısını irdeleyen, ezberimizi bozan sarsıcı bir yapıt.
Akademisyen yazarlarca özenle hazırlanan yapıt, bugüne değin bildiğimizi, tanıdığımızı sandığımız Trabzon’u bir başka boyutta ele alan makalelerle “bugünlere nasıl gelindi?” sorusuna da karşılıklar arama çabalarımıza katkıda bulunuyor.
Yapıtı hazırlayanların “giriş” bölümünde ayrıntılı bir dökümünü verdikleri “Trabzon bugünlere nasıl geldi?” sorusunun ışığında bir özetleme yaparsak; 20. yüzyılın son çeyreğinde dünyada alabildiğine yaşanan soğuk savaşın rüzgârları bu kıyı kentine değin ulaşmıştır. 1980 öncesi Türkiye’nin yaşadığı gerilimli yıllardan Trabzon da payına düşeni almıştır fazlasıyla. Siyaset bilimcisi Emel Akal “1970’li yıllarda kan gölüne döndürülen Trabzon sokakları” adlı makalesinde “soğuk savaş”ın sıcak çatışma alanlarından birinin de Trabzon olduğunu vurguluyor. 1980’lere doğru gelişen toplumsal muhalefetin önemli kentlerinden biri olan Trabzon, 1980 faşist darbesiyle “sağcılaştırılan” kentlerden biri olmanın acısını bugünlerde fazlasıyla duyumsuyor. Trabzon adının linç girişimleriyle, cinayetlerle anılması bizi ne kadar hüzünlendiriyorsa o kadar da düşündürmeli
Emel Akal’ın yazısının sonuna eklediği “1974-1980 yılları arası Trabzon’da yaşanan olaylar ve siyasi cinayetler kronolojisi” bir ibret toblosu olarak karşımızda durmakta. 1980 Faşist darbesine gelinen süreçte bir kuşağının kırımının belgesi olarak bu liste iyice belleklere yerleştirilmeli. Ülkenin bir kuşağının nasıl yok edildiğini görürsek; bugün Trabzon’un ve ülkenin içine düştüğü durumu daha iyi kavrayabiliriz.
“Trabzon’u Anlamak” adlı yapıtta okurun ilk kez karşılaşacağı bir Trabzon portresi çiziliyor diyebiliriz. Araştırmacı Kudret Emiroğlu, Trabzon’un sayısız yetenekli ressam yetiştirdiğini; resim sanatının soyut ve bireysel bir üretim olduğunu dolayısıyla toplumsallaşmaya katkısının çok az olduğunu belirtiyor. Biz de bu saptamaya şu soruyu ekleyebiliriz; Karadeniz’den, Trabzon’dan niçin ülke ölçeğinde bir romancı ve öykücü yetişmiyor? Şairleri ve ressamları çok olan kentten dahası Karadeniz yöresinden bir romancı niçin yetişmiyor? Rıfat Ilgaz’ı saymazsak; Karadeniz’in romanı, öyküsü henüz yazılmadı diyebiliriz. Romancı ve öykücü yetiştiremeyen Trabzon doğaldır ki insana kıyan cani ruhlar yetiştiriyor.
Kudret Emiroğlu, “Trabzon Ne Yetiştirsin?” başlıklı değerlendirmesinde tarıma dayalı bir ekonomik yaşantısı olan kentin son yıllarda aldığı iç göçle sosyal yapısının oldukça değiştiğini artık mısıra ve fındığa dayalı ekonominin kente yetmediğini; yeni bir kent kültürünün oluştuğunu; bunun da son yıllarda ortaya çıkan olumsuzluklarla kentin bilinen imajının değiştiğini vurguluyor ve soruyor: “Trabzon ne yetiştirsin?”
Öğretim üyesi Hakan Kapucu’nun “ Bir görünmez üniversite, bir cadı kazanı” adlı makalesi, büyük umutlarla 1960’larda kurulan KTÜ’nün kentine ve insanına ne denli uzak bir üniversite olduğunu, bilim üretmekten çok günlük politikaların kurbanı olduğunu belirmesi açısından önemli saptayımlarda bulunan bir çalışma. Bir kenti anlamak için eğitim kurumlarına, medyasına bakmak gerek önce.
Attila Aşut’un “Trabzon’un kültürel yaşamından kesitler” adlı araştırması da Trabzon’un bugünlerdeki olumsuz imgesini silecek yoğunlukta bilgiler içeren kapsamlı bir çalışma. Bedri Rahmi Eyuboğlu, Sabahattin Eyuboğlu, İsmet Zeki Eyuboğlu, Hasan İzzettin Dinamo, Halil Nihat Boztepe vb. Türk edebiyatının önemli adlarını, Gündoğdu Sanımer, Ahmet Özer, Hüseyin Atabaş Yaşar Miraç, Hüseyin Haydar, Çiğdem Sezer gibi Türk şiir ırmağına eklenen şairleri yetiştiren bir kent 21. yüzyılın başlarında nasıl böyle tutucu, şoven bir kent olur sorusu da aklımıza takılmıyor değil bu kültür-sanat birikimini görünce.
“Trabzon’u Anlamak” adlı derlemede, siyasi değerlendirmelerde bulunan tek yazı olarak da okuyabileceğimiz Ömer Asan’ın “Trabzon Rumcası ve Pontos etnofobisi” adlı değerlendirmesi belki de “Trabzon bugünlere nasıl geldi?” sorusuna yanıt verecek ipuçlarını taşıyor diyebiliriz. 1980’lerden sonra ortaya çıkarılan yapay tartışmalardan biri de bu “Pontus sorunu”dur diye düşünüyoruz. Tarihte hesaplaşması yapılmış konular ve olguları yeniden ısıtıp toplumun önüne koyarsak etki-tepki yasalarına göre bir karşı görüşü de sahneye davet etmiş oluruz. Trabzon’un son yıllarda şovenizmin batağına doğru hızla sürüklenmesinde bu yapay “Pontus sorunu”nun da az payı olmasa gerek. Tarihe ve kendimize bir daha tarafsız bir gözle bakmanın yararı var diye düşünüyoruz.
“Trabzon’u Anlamak” adlı derlemeyi okurken bir kez daha düşünme payımız oluştu diye düşünüyoruz. Emperyalizmin ülkemizin üzerinde oynadığı oyunları kavramadıkça, tarihe daha soğukkanlı bakamadıkça, kısır, sığ siyasi çekişmelerin içinde boğuldukça, hızla sürüklendiğimiz “Ilımlı İslam Cumhuriyeti”ne dur demedikçe, ne Türkiye’yi anlayabiliriz ne de Trabzon’u…
** Kıyı, Eylül-Ekim 2009, 210. sayıda yayımlandı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder