19 Ekim 2025 Pazar

Ali Mustafa... 50 Maddede Kıyı’nın 50 Yıllık Yayın Serüveni



 Kıyı’nın 50 Yıllık Yayın Serüveni
 
Ali Mustafa


1- Kıyı 1961 Ekim’inde “Trabzon’un denize ve şiire açılan penceresi” diye adlandırılan Ganita’da doğar. 
Kıyı’nın kurucusu değerli sanatçı Ahmet Selim Teymur’du.
1961 yazında Ahmet Selim Teymur ve arkadaşları dergininin hazırlıkları için kendilerine mekân olarak Ganita’yı seçerler. Kıyı’nın ilk bürosu burasıdır artık! “Açıkhava yazı işleri müdürlüğü Kıyı- Ganita.”… 
Ganita’da, “balkon” diye adlandırılan mevkideki masadaydılar… 

2- Attila Aşut, Trabzon dergisinin 1994’te yayımlanan 7. sayısında Kıyı’nın kuruluş çalışmalarını şöyle dile getirir:

“Trabzon’da, Hâkimiyet gazetesini yönettiğim günlerdi. ‘Sanat’ ve ‘politika’, o zaman da yaşamımın en temel iki öğesiydi. O günler, Ziyad Nemli, Ahmet Selim Teymur, Gündoğdu Sanımer, Rasim Şimşek, Mustafa Beşgen...  sanatçı arkadaşlarla, neredeyse yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. 
Adlarını saydığım bu insanlar, Kıyı dergisinin ilk ‘çekirdek kadro’sunu oluşturuyordu. İşte, ‘Kıyı’ adı, ‘Ganita akşamları’nın bu doğal çağrışımları arasında biçimlendi.”
 
3- Ganita, o yıllarda sanatçıların uğrak yeridir.
Mehmet Salih Özbilen, Ganita’nın meşhur tavşankanı çayından servis yapmaktadır Kıyı’nın hazırlıklarıyla boğuşan gençlere. Ganita’yı mekân tutarlar. Sonunda güz mevsiminde, 1961’in Ekiminde ilk sayısını yayımlayacakları Kıyı’ya biçim verirler.
 
4- Ahmet Selim Teymur on parmağında on hüner olan çok yönlü bir sanatçıydı. Ahmet Selim Teymur, Kıyı’nın logosuna kadar her şeyinin hazırlayıcısıydı.
İlk Kıyı, Ganita’dan ses vermiştir kültür sanat dünyasına. Ahmet Selim Teymur bir yazısında o günleri anlatır:

“Bir Ganita’mız vardı: Yaz aylarında sanatçı dostların toplanıp söyleştikleri bir Ganita. 
Kıyı ilk kez bir 1961 sonbaharında orda doğmuştu.” (Karadeniz gazetesi, Kıyı, 30 Ocak 1984)… 
Dört sayfa olarak yayımlanan Kıyı, 1960’lı yıllarda Trabzon’un kültür ve sanat birikimini yansıtan özgün bir dergidir.
 
5- İlk Kıyı 11 sayı çıkabilmişti.
O yılların koşullarında Kıyı’nın gücü ancak 11 sayı çıkmaya yetmiştir. Bu ilk yolculuğa baktığımızda Kıyı’nın Cumhuriyet döneminin çağdaş sanat-edebiyat birikiminden yararlanarak kendine özgü bir çizgi oluşturduğunu görüyoruz.  Bu çizgi, Kıyı’yı zaman içinde yayınına ara verse de bir geleneğin adı yapmıştır. Ağustos 1962’de 11. sayısında kapanan Kıyı bir daha 1969 yılında can bulacaktır.
 
6- İkinci Kıyı, 1969’da Rasim Şimşek yönetiminde yayın yaşamına başlar. Kıyı bu döneminde Fatih Eğitim Enstitüsü öğrencilerinin emeğiyle yayımını sürdürür.
Bu kez, yedi yıl aradan sonra, Kıyı’yı çıkaran Fatih Eğitim Enstitüsü Öğrenci Derneğidir. 
Derginin logosu ve kapak düzeni İrfan Yılmaz, sayfa düzeni ise Ertan Tokinan tarafından yapılır.  
1969-1970 yılları arasında 19 sayı yayımlanan Kıyı’da yöre değerleri öne çıkarılırken gençlerin ürünlerine yer verilir. Raif Özden, Fahrettin Demir, Nuri Aksakal, Ertan Tokinan, Güner Yalçın şiir ve yazılarıyla Kıyı’nın yetiştirdiği gençler olurlar.
 
7- Kıyı, 1961’den 1970’e edebiyat dünyasında beğeniyle okunan bir dergi olmuştur.
Şair Cemal Süreya, Milliyet Sanat dergisinin 5 Mart 1976 tarihli 174. sayısında dergileri irdelerken Kıyı’yı da değerlendirir: “Sanat üstüne, dil üstüne yazılar. Özellikle soyut sanat üstüne denemeler ağır basıyor. 
Belli bir düşünce çizgisi, hatta bir sanat tavrı değil, genel bir sanat sevgisi söz konusu...”
 
8- “Argonotlar Gemisi Kıyı”, serüvenine 10 yıl ara verir.
Kıyı 1970 Kasım’ında yayımına son verir. Bunda dönemin siyasi koşulları ve Kıyı’yı hazırlayan gençlerin Fatih Eğitim Enstitüsü’nden mezun olup yurdun dört bir yanına dağılmalarının da etkisi vardır.
 
9- Kıyı, Ahmet Selim Teymur yönetiminde 3. kez yayın hayatına başlar.
Kıyı yeniden yayın yaşamına dönmek için uzun yıllar bekleyecektir. 1980’li yıllar geçilirken 12 Eylül’ün daralttığı, sınırladığı kültür sanat yaşamına bir pencere açmak isteyen Trabzon’daki sanatçılar bunun yollarını araştıracaktır. 

Ahmet Selim Teymur’un öncülük etmesiyle Gündoğdu Sanımer, Ziyad Nemli, Raif Özben ve Rasim Şimşek Kıyı’nın yeniden yayımlanması için kolları sıvarlar. 
Kıyı 3. kez 1981 Nisan’ında yeniden yayın hayatına döner.
 
10- Ahmet Özer, 1981 Kıyı’sının yaygınlık kazanması için yoğun bir çabanın içine girer. 
1981’de ilk şiir kitabı  “Ayrı Beraberlikler”i çıkaran Ahmet Özer, 5. sayıdan itibaren araştırma, inceleme ve şiirleriyle Kıyı’ya katkı verir. 

Özellikle Ömer Turan Eyuboğlu’nun 1960-1980 arası unutulmuşluğuna son veren özgün araştırmalar yayımlar Kıyı’da.
 
11- Kıyı’nın 3. döneminde Ahmet Selim Teymur, Gündoğdu Sanımer, Rasim Şimşek, Ahmet Özer, M. Reşat Sümerkan ve Raif Özben’in özverili çabaları vardır.
Bu dönemde Kıyı, araştırma, inceleme yazılarıyla, görsel ürünleriyle kendi çizgisini geliştiren bir dergi görünümündedir.
 
12- Kıyı bir “okul” olur gençlere.
3. Kıyı gençlerin yazı ve şiirlerine yer veren bir okul olmuştur aynı zamanda. 

“Kıyı Okulu” adlandırması bu dönemde yapılmıştır. 
Kıyı Okulu’nun ilk öğrencileri Çiğdem Sezer, Ali Mustafa, İbrahim Dizman, ilk ürünlerini Kıyı’da yayımlar.
 
13- 3. Kıyı yöre değerlerini gündemine alır.
Kıyı’nın 3. döneminde özellikle Ahmet Özer’in araştırmalarıyla yöreden yetişen değerler gündeme getirilir. Ahmet Selim Teymur’un yoğun emeğiyle yayımını sürdüren Kıyı’da İlhan Demiraslan ve Nabi Üçüncüoğlu’nun şiirleri yayımlanır.
 
14- Kıyı 3. kez yayın yaşamına ara verir 1983’te.
Ahmet Selim Teymur, Kıyı’nın son 21 sayısında yapamadığı vedalaşmayı Kuzey Haber’deki “Kıyı” köşesinde “Bir Açıklama” başlığıyla 30 Ocak 1984 tarihli yazısında ayrıntılarıyla belirtir. Teymur, Kıyı’da emeği geçenleri açıklarken derginin kapanma gerekçelerini de sıralar. Hüzünlü bir vedalaşmadır Kıyı’yla. 
Artık Kıyı çıkmıyordur. Ahmet Selim Teymur 3 Nisan 1985’te aramızdan ayrılır.
 
15- Bir de hiç çıkmayan bir “Mavi Kıyı” vardır.
Ahmet Selim Teymur’un aramızdan ayrılmasıyla Kıyı öksüz kalmıştır. Ahmet Özer, hem Teymur’un anısını yaşatmak hem de Kıyı’nın bıraktığı boşluğun doldurulması gerektiğini düşünür. Kuzey Haber’in aylık sanat eki olacak bir dergi için Ali Mustafa’yla bir çalışmaya yönelirler. 
Ancak günün ekonomik koşullarında yayın yapmak çok zordur. “Mavi Kıyı”nın pikajı bir anı olarak Kıyı tarihinde yerini alır.
 
16- Kıyı, 4. Kez 1986’da yeniden çıkar. Efsanedeki Anka gibi kendi küllerinden doğar.
Ahmet SelimTeymur’un 1985’te yaşamını yitirmesinin ardından, yakın dostu Naci Özkan onun için neler yapılabileceğini düşünür. Yapılabilecek en anlamlı şey, Kıyı’nın yeniden okurları ile buluşmasını sağlamaktır. 
Naci Özkan, Gündoğdu Sanımer, Rasim Şimşek, M. Reşat Sümerkan ve Ahmet Özer’den oluşan ekip uzun süren toplantılar düzenler. 
Edebiyat damarı kültürel boyutla zenginleştirilerek Kıyı’ya yeni bir yön verilir.
 
17- Kıyı, Nisan 1986’da Ahmet Özer’in sanat yönetmenliğinde yeniden yayın yaşamına döner.
Uzun süren çalışmalardan sonra Kıyı bir kez daha buluşur okurları ile. Tarih, Nisan 1986’dır. Kıyı bu kez, Teymur’suzdur. Bu tarih aynı zamanda Teymur’un ölümünün birinci yılıdır.
 
18- Dr. Gündoğdu Sanımer’in muayenehanesi Kıyı’nın bürosudur aynı zamanda.
Sanımer’in önceleri Maraş Caddesi’nde, sonraları Uzunsokak’taki kitaplar, resim şövalyeleri ve ebru teknesiyle donatılı muayenehanesi, Kıyı yazar ve şairleri için her zaman bir sığınak olmuştur.
 
19- Arslan Pulathaneli Kıyı’nın görünmez emekçisidir binlerce kitaplık arşiviyle ve bürosuyla.
Arslan Pulathaneli’nin Kunduracılar Caddesi’ndeki kırtasiye dükkânı ve sonraki küçümencik bürosu Kıyı’nın yazılarının derlendiği, sonra zarflanıp paketlendiği, postaneye taşındığı yerdir. 80’li ve 90’lı yıllar boyunca Ahmet Özer ve Arslan Pulathaneli Kıyı’nın iki kişilik ordusu gibi çalışırlar. 
Ali Mustafa da yaz tatillerinde bu imeceye katılır.
 
20- Gündağ Kayaoğlu o yıllarda Kıyı’ya katkıda bulunur, derginin yayımını sürdürmesi için elinden geleni yapar.
Araştırmacı-yazar Gündağ Kayaoğlu bir Trabzon tutkunudur. Kıyı’nın 4. kez yayın yaşamına başlaması en çok da onu mutlu etmiştir. 
Babası “Türkünün Ozanı” Ömer Kayaoğlu Kıyı’nın yeniden çıkışını coşkuyla karşılar.
 
21- Kıyı yazdıran bir dergidir. Adı Kıyı’yla bütünleşen Gündoğdu Sanımer 4. Kıyı’nın rüzgârıyla art arda şiirler yazar. 
İlk şiir kitabı “Karayelin Sürüleri”,  Kıyı Yayınları’ndan çıkar.
 
22- Kıyı, değerlerimiz adına ödüller düzenler.
 
23- Kıyı Trabzon’dan yola çıkarken yerel ve ulusal kültür birikimini gündemine alır bu 4. döneminde.
36 yaşında Çorum’da hayata gözlerini yuman Zap Boyları romanının yazarı Şükrü Gümüş, Giresunlu şair Can Akengin ve daha nice unutulmuş değer Kıyı’nın sayfalarında yeniden gündeme getirilir.
 
24- Kıyı 53. sayısından sonra 32 sayfaya çıkar. 
Artık oylumlu bir dergi olarak daha çok ürüne yer verilecektir.
Kıyı 1990’da 30. yılına girerken sayfa sayısını artırır. 
Bu Kıyı’ya geniş olanaklar sağlayacaktır. Kıyı’ya bütünleşen “atardamar” bölümü 54. sayıdan başlar.
 
25- Kıyı’nın ilk “atardamar”ı Bedri Rahmi Ebuboğlu’yla başlar.
“Atardamar” bölümü Kıyı’ya yeni bir heyecan katar. 
Kıyı bundan böyle atardamarlarıyla her sayıda özgün bir konuyu ele alır. 
Yöreden yetişen unutulmuş değerleri gündemine alır. Kültür-sanat dünyamızın nice konularını günsüzüne çıkaran atardamarlarda Ahmet Özer ve İbrahim Dizman’ın yoğun emekleri vardır bu 4. dönem Kıyı’sında.
 
26- Nabi Üçüncüoğlu 1961’den beri Kıyı’nın gündemindedir. İlk ve tek şiir kitabının tümü 66. sayı atardamarında yayımlanır.
 
27- Kıyı, 1961’den bu yana Kasım sayılarında Mustafa Kemal Atatürk’e başköşesinde yer verir.
Atatürk’ün “Cumhuriyetin temeli kültürdür” sözünden yola çıkan Kıyı gerek Türkçenin ışıltısını yansıtan ürünlerle; gerekse aydınlanma devriminin verimleriyle 50 yıl boyunca yayımını sürdürür.
 
28- 1961’den bugüne Kıyı’da yer alan Dr. Mustafa Duman’ın yöre halk kültürünü inceleyen yazıları zengin bir kaynak oluşturur.
Karadeniz yöresi özellikle, hamsi, fındık, tütün ve Trabzon Halk Şairleri üzerine araştırmalarıyla tanıdığımız Dr. Mustafa Duman Kıyı’nın 1961’den 2011’e beş döneminde de “Kıyı Ailesi”nde yer almıştır.
 
29- Kıyı, 1994’te 100. sayısına ulaşır.
Kıyı’nın 100. sayısı bir özel sayı ve Trabzon’da yapılan bir şölenle kutlanır. Aynı Zamanda Nabi Üçüncüoğlu’na Saygı Gecesi ve Kıyı sergisi düzenlenir. İstanbul’dan gelen Kıyı konukları Nezih H. Neyzi ve Gülseren Engin de bu şölene katılırlar.
 
30- Kıyı, bir şölendir her zaman.
Çiğdem Sezer, Adapazarı’ndan, İbrahim Dizman Ordu’dan; Ali Mustafa İstanbul’dan gelip bu şölene katılırlar. Ali Mustafa, Kıyı’yla yıllara yayılan yol arkadaşlığını şöyle anlatıyor: 


"Gerçekte Kıyı’nın 100. sayısına bir yolculuktu bu. Ben bir bakıma Kıyı Okulu’nda yetiştim. 
Yazmanın, yayımlatmanın, edebiyatın bütün coşkusunu bana yaşatan bir dergidir Kıyı.” 
 
31- 100. Sayı Etkinlikleri, Kıyı’nın 1961’den 1994’e bütün emek verenlerini bir araya getiren bir buluşmaydı.
 
32- Kıyı’nın onca zor koşullara rağmen 100. sayıya ulaşması en çok da Gündoğdu Sanımer’i mutlu eder.
Sanımer, ellerinde büyüyen bir çocuk olan Kıyı’yı değerlendirir:  

“Bütün Kıyılarda yer aldım. 
Trabzon’un 33 yıllık kültür birikiminin 4. Kıyı’yla 100. sayısına ulaşmasından mutluluk duyuyorum. Umarım artık Trabzon Kıyı’nın önemini daha iyi kavrar.”
 
33- Kıyı’nın 100. sayısı özel bir düzenlemeyle 66 sayfa oylumunda çıkar. 100. sayı atardamarı Kıyı’nın gözesiyle başlar, 28 sayfalık zengin bir belgelik sunar.
Kıyı 100 sayılık bir taçla çıkar okurunun karşısına. 
100. sayı atardamarı Kıyı’nın 33 yıllık tarihinin de bir belgeliği konumundadır.
 
34- Kıyı’ya bu 4. döneminde katkıda bulunan nice güzel insan vardır.
Kıyı’yı yürekten desteklemiş, o küçümencik bürosunu aynı zamanda Kıyı’nın bürosu yapmıştır Arslan Pulathaneli. 
125 sayıdır Kıyı’ya kaynak aktarmış, zarflanmasından, postaneye kadar taşınmasına değin her konuda Ahmet Özer’e katkıda bulunmuştur. 1996’da Kıyı bu değerini, Arslan Pulathaneli’yi yitirir.
 
35- Kıyı, özellikle atardamarlarıyla birbirinden özgün konuları, yöre kültürüne emek veren değerleri, edebiyatımızın önemli adlarını gündeme taşımıştır 4. döneminde.
1940’lı yıllarda SES dergisini çıkaran Yusuf Ahıskalı ilk kez Ali Mustafa’nın kaleminden 129. sayı atardamarında ayrıntılı bir biçimde incelenir. Hasan İzzettin Dinamo, Ahmet Özer’e yazdığı mektuplarla 135. sayının atardamarında yer alır.
 
36- Kıyı 1998’de 150. sayısına ulaşır.
Ahmet Özer 1995’te Ankara’ya taşınmıştır. 
Artık başkentten katkılarda bulunacaktır Kıyı’ya. Trabzon’daki Kıyı dostları, başta Mustafa Reşat Sümerkan olmak üzere derginin yayımını sürdürmek için ellerinden gelen çabayı gösterirler; Kıyı’yı 150. sayısına hep birlikte taşırlar.
 
37- Kıyı yalnızca Trabzon eksenli değildir; yakın çevresini de gündemine alan bir dergidir.
Karadeniz’de önemli kültür kentlerinden biri olan Ordu, hemen yanıbaşındaki Giresun kültür değerleriyle, kurumlarıyla, sanatçılarıyla Kıyı’da yer alır. 
1990’larda Ordu’ya yerleşen İbrahim Dizman’ın bu kentlere ilişkin çalışmaları ilgi çekicidir. Ordu Belediyesi Tiyatrosu, Aydın ve Gülçin Üstüntaşların emeği Kıyı’da ayrıntılarıyla değerlendirilir.
 
38- 2000’li yıllara doğru Şair Çiğdem Sezer ve Kıyı’ya büyük emekleri geçmiş İbrahim Dizman da Ankara’ya yerleşirler. Kıyı’yı Ahmet Özer’le 40. yılına taşırlar.
Baki Akgül, İbrahim Dizman ve Çiğdem Sezer’den oluşan yazın kurulu, derginin sanat yönetmeni Ahmet Özer’le Kıyı’ya yeni bir biçim verirler.“Yeni Bir Kıyı’ya Doğru”  yelken açar Argonotlar Gemisi. 
187. sayı atardamarında 40. yıl üzerine bir değerlendirme yer alır.
 
39- 12 Eylül’ün gölgesinde, 1980’lerde adını rahatça anamadığımız Nâzım Hikmet 2000’lerde Kıyı’nın kapağındadır.
 
40- “2001 ekonomik krizi” ülkenin bütün değerlerini altüst ettiği gibi Kıyı’yı da yangınların içine savurur. 
Kıyı 193. sayısında okurlarıyla, sevenleriyle vedalaşır. 
Bu, hüzünlü bir ayrılıktır.
16 yıl boyunca Kıyı’ya omuz veren M. Naci Özkan, derginin yaşamasının olanaksız olduğunu vurgular. 

“Kıyı’ya Veda” …
İlk vedalaşmayı Ahmet Özer yapar: “Buraya kadar”…  
1981’den 2002’ye kadar Kıyı’larda yer alan Ahmet Özer: “Yitiren edebiyat dünyası oldu.”  der.
 
41- Çiğdem Sezer Kıyı’nın kapanışı üzerine Edip Cansever’in dizeleriyle sormadan edemez:

“Ahmet Abi, güzelim,
bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil,
bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri”

 
42- İbrahim Dizman göre her zaman bir umut ışığı vardır:
“Kıyı için yıllar önce yazdığım bir belgesel film senaryosunun adı: 'Edebiyatımızda Bir Anka' idi."
Kıyı, 1961’den beri gerçekten de hep kendi küllerinden doğmayı bilmiştir. Kim bilir, belki bir gün...”
 
43- En hüzünlü veda yazısını, 40 yıldır Kıyı’da yer alan Gündoğdu Sanımer yazar.
Gündoğdu Sanımer, Kıyı serüveninde bir daha yer almayacağını belirtir, çocuğu gibi değer verdiği, sevdiği dergisinden ayrılırken. 

Kendisi gibi hekim, şair olan çok eski bir dostu seslenmektedir uzaklardan:

“Dostlarım siz sağlıcakla gidiniz
Yetişir burada bırakın beni
Ben artık sizinle gelemiyorum
Yolunuzda halı gibi bir deniz
Son olarak size diyorum ki
Dostlar beni unutmayın diyorum.”
             

                                        İlhan Demiraslan

Sanımer, bu hüzünle 2003’ün 22 Haziran’ında yaşama veda eder.
 
44- Argonotlar gemisi Kıyı, 2007’ye kadar yayımına ara verir. Trabzon Kıyı’sız kalmıştır.
Kıyı dostları kolları sıvarlar.
Birçok toplantı yapılır. 

Başta Sonhaber Matbaası sahibi Fethi Yılmaz, Mustafa Reşat Sümerkan, Ahmet Özer ve Kıyı dostu yazar ve şairler bu toplantılara katılır.
 
45- “Trabzon Kıyı’sına kavuşuyor.”
Kıyı Ocak Şubat 2007’de 5 yıl önce kaldığı yerden 194. sayısıyla yayın yaşamına başlar.
Kıyı’nın önceki sahibi M. Naci Özkan Kıyı’nın yeniden yayın yaşamına katılmasını coşkuyla karşılar, elinden gelen katkıyı verir. Kıyı’nın sahipliğini Bu kez Fethi Yılmaz yapmaktadır. Sanat yönetmeni yine Ahmet Özer’dir. Kıyı 46 sayfa ve 2 aylık çıkacaktır. 

“Kıyı’dan” bölümünde çıkış coşkusu yansıtılır: “Yaklaşık beş yıl sonra Kıyı yeniden küllerinden doğuyor.”
 
46- Kıyı Ocak-Şubat 2008’de 200. sayısına ulaşır.
Kıyı’nın bu 5. mevsimi kapsamlı atardamarlarla geniş bir belgelik oluşturur.
Kıyı’nın yeniden yayın yaşamına dönmesi kültür sanat, edebiyat dünyamızda sevinçle karşılanır.
200. sayının başyazısında Kıyı’nın nice serüvenlerden, zorluklardan başarıyla çıktığı ve Karadeniz kıyılarından ülke geneline sanatın, edebiyatın rüzgârlarını taşıdığı vurgulanır.
195. Sayısından itibaren 64 sayfa oylumunda çıkan Kıyı bu döneminde kaynak niteliğinde “atardamar”lar yayımlar.
Attila Aşut’un dosya editörlüğünü yaptığı “Anadolu’da çoban ateşleri” diye nitelendirilen “Çaltı” ve “Sömürücülüğe Karşı Savaş” gazetelerini günyüzüne çıkaran “atardamar”lar önemli birer kaynakça oluşturur. 
 
47- Kıyı kapılarını gençlere açar. 201. sayıdan itibaren “Her Sayı Kıyı’da Bir şair” bölümü düzenlenir.
201. sayıdan itibaren bu bölümde 22 genç şairin şiirlerine yer verilir.
 
48- Kıyı, bu 5. mevsiminde kurucularından Rasim Şimşek’i yitirir.
1961’den bugüne 5 mevsim Kıyı’larda yer alan Rasim Şimşek, 16 Eylül 2010’a aramızdan ayrılır. 

Öğrencileri, Kıyı’dan yetişen şair ve yazarlar: Dr. Mustafa Duman, Ahmet Özer, Raif Özben, Güner Yalçın, Ali Mustafa, Musa Alioğlu, Hayriye Topçuoğlu, Ergün Altun, Mustafa Reşat Sümerkan ve Hikmet Aksoy Şimşek’in anısına yazarlar.
 
49- Kıyı, 2011’de 50. yayın yılına ulaşır. 
Tüm Kıyı geleneğini oluşturan bir horondur bu.
1961’den 2011’e bir Kıyı geleneği oluşur.
50 yıl boyunca yayımlanan tüm Kıyı sayıları birleştirilerek Argonotların uzun yolculuğuna 269. sayıyla devam edilir.
 
50- 5. dönem KIYI, Ahmet Özer, Ali Mustafa,  Fethi Yılmaz, Ümit Tarı  ve Leyla Çelik’in özverili çabalarıyla yayın yolculuğunu sürdürmektedir.
Kıyı’nın efsanedeki Argonotlar gibi “altın post”a ulaşma serüveni devam ediyor.
Daha nice Kıyı yıllarına, Kıyı dostlarıyla, yazarları ve şairleriyle...


18 Ekim 2025 Cumartesi

Çocukluğa Uçurma



çocukluğa uçurtma

gökyüzünün telli duvağına yakalandım küçüldükçe
yaslasaydım düşlerimi keşke börtü böceğin çiçeğin uğultusuna
beş adımda beş taş bilyelerimi kaybettim saklanmıştım güneşe
moraların morarma mevsimi bir aşka durmuş ellerimi unutmuşum
derinden derine çimen kokusu karıncaların göç yolları gözlerim

yuvasından uçurduğum kuşlar affedin beni düşlerim gökyüzü
karaağaçların karaltısında usulcacık bir dere olsaydım
aksaydım kâğıttan kayıklarımla beni bekleyen denizlerime
kemeraltı’nda kumaş kokularına sinmiş kara önlük günleri
kaybolduğum sokaklardan adsız çocuklara bir gönderme

eğri büğrü yollarında çömlekçi’nin bir alfabelik koşu
burdan ötesi sınır boyları hayatımıza dair ne varsa
dikenli tellere takıldı mintanım kış günü içim ısınsın
anlat bana ey çocukluk unutma mevsimini kiraz ağaçlarını
gövdesine yaslandığım kızılcık belleğin rengi hatırladıkça

denize doğru uzansaydım gam yemezdim sevseydin beni
sokakları azımsama yıkılan evleri boydan boya arafilboy
kentlere dair aşklara boyun eğmişim tuğram bozuk
trabzon adımla unuttuğum kent kalbimin yarısı kurtarılmış bölge
ocağına düşmüşüm ey hayat ey şiir çocukluğa uçurtma


ali mustafa

* Kıyı, Ocak-Şubat 2009, Sayı:206

ali mustafa-her mevsim kıyı'da bir şair:gündoğdu sanımer






her mevsim kıyı’da bir şair: Gündoğdu Sanımer

Ali Mustafa


bozmayın büyüsünü oynayan çocuklarımın
eğri büğrü savaşlarınız sizin olsun


1935’de Trabzon’da doğan Gündoğdu Sanımer, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamlar. Eğitimci bir babadan kalan kültür ortamında küçük yaşlardan başlayarak sanatın güzelliklerini aramaya yönelir. Üvey babası din bilgini Cansız Hoca’nın engin birikiminin, Gündoğdu Sanımer’in sanatçı kişiliğinin oluşumunda yoğun izleri görülür. Sonraları bir şiirine de yansıyacaktır bu izler:


yoktun bu şehirde
aldın başını gittin, denizlerden öteye
sezmiştin belki bir yaprağın kımıltısından
yıllarca sessiz sevdiğimi seni
uzaktı çocukluğum böğütlen dikenlerinde


yoksun bu şehirde sen
ak saçların kapatmıyor yorgun başını
o akıl/ o bitmez bilgi gömütü
adını çoktan unutan dostlarla gitti
seni çok uzaklara götürmüşüz meğer

( Uzaktı Çocukluğum, Suyun İnce Sesinde, s. 57)


Daha ilkokul sıralarındayken yöre gazetesi Yeni Pulathane’de ilk şiiri çıkar. Şiirle serüveni 50’lı yıllarda başlayan şair, kendini hep şiirin çekim alanında bulur. Lise yıllarında sanat çalışmalarına katılır.

İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki yüksek öğrenim yıllarında bir yandan kendini tıp alanında yetiştirirken diğer yandan da Halil İbrahim Bahar, Sait Maden, İsmet Zeki Eyuboğlu vb. şair ve yazarlarla dostluk kurarak sanatın sıcak dünyasına girer. İstanbul’da o dönemde yaygın olan şiir matinelerini izler, sanat galerilerine gider.

Tıp fakültesini bitiren Gündoğdu Sanımer askerlikten sonra kadın hastalıkları ve doğum alanında uzman oldu. 60’lı yıllardan sonra doğup büyüdüğü kentte, Trabzon’da doktorluk görevini sürdürür. 2000’li yıllara yaklaşırken çok sevdiği kenti Trabzon’dan, hekimlikten ayrılarak ilk gençlik yıllarının kenti İstanbul’a yerleşir. Artık çalışmalarını bu kentte sürdürecektir. Kendini çok sevdiği alanlarda şiir ve ebruda yoğunlaştırır.

Çok sevdiği şair, hekim dostu İlhan Demiraslan’ın dizelerindeki gibi: “bize kısmet gurbet elde verildi/ doğduğum ellere dönemiyorum” diyerek doğup büyüdüğü, şiirlerini yazdığı topraklardan, Trabzon’dan uzaklarda, İstanbul’da 22 Haziran 2003’te gözlerini yaşama kapar.

Küçük yaşlardan beri sanatın değişik dallarına duyduğu ilgiyle başta edebiyat alanında olmak üzere birçok ürüne imzasını atar.

Özellikle yazmak onda bir tutkudur. Değerli gazeteci Ömer Turan Eyüboğlu’nun kurduğu Hakimiyet’te On İki Punto başlığıyla sürekli yazar.

Şiirin yanı sıra yerel gazetelerde köşe yazıları yazan Gündoğdu Sanımer, 60’lı yıllarda Hakimiyet, Yenigün, Son Haber’de başladığı köşe yazılarını 80’lerde Karadeniz, 1985’den itibaren de Kuzey HABER’de sürdürür.

İlk şiirleri yerel gazetelerde çıkan Sanımer, sonraları Türk Sanatı, Yeni İstanbul, Genç Öğretmen, Kıyı ve Yazko Edebiyat dergilerinde yayınlandığı şiirleriyle az ama öz üreten bir şair kimliğinde görünür.

Gündoğdu Sanımer’in adı bir bakıma Kıyı’yla özdeşleşmiştir. 1961’de çıkan ilk Kıyı’da şiir ve yazılarıyla görünen şair (1961–1962) daha sonraları 2. Kıyı’da yazar (1969–1970). Özellikle 3. dönem Kıyı (1981–1983) büyük ölçüde onun katkılarıyla yayınına başlar. 21. sayısında bilinen nedenlerle kapanan 3. Kıyı’ya Gündoğdu Sanımer maddi ve manevi sahiplik yapar yaşaması için. 1986’da Kıyı’nın 4. kez yayım yaşamına başlaması yine Gündoğdu Sanımer’in katkılarıyla gerçekleşir.

Sanatın diğer dallarında da ürün veren Gündoğdu Sanımer şiirle olan dostluğunu yaşamının sonuna değin sürdürmüştür. Kendi özgün sesini bulduğu şiirleri 1960 tarihini taşıyor. 1.dönem Kıyı’da Tavaşi Çeşmesi adıyla yayımlanan bu şiirlerde daha çok ben merkezli bir duyarlılıktan yola çıkar. İstanbul öğrenim yıllarının yansıması olan bu ürünlerde yalnız bir insanın kırgınlıkları, hüzünleri sevgileri görülür:


sevginin istasyonları trensiz
denizler çekmiş gitmiş son kadehlerle
ellerim cam kesiği sızım sızım
sevgi istasyonlarında yalnızım

(Yasak Sevgi, Karayelin Sürüleri, s.31)


Gündoğdu Sanımer’in kendi kişiliğini merkez tutarak yöneldiği arayışlar onu hayatı sorgulayan, eleştiren şiirlere doğru bir yolculuğa vardırır. Büyük çoğunluğu 2. Kıyı’da yayımlanan bu tür şiirlerde yer yer çocuklar bir hüzün imgesi olarak yer alır. Daha küçük yaşlarda babasının ölmesi ve yalnızlık, onda yoğun bir duyarlılık oluşturur. Yine mesleği gereği her an insanın doğumuyla iç içe oluşu onu çocukları anlatmaya, toplumun çocuğa bakışını yansıtmaya yöneltir. 1969 tarihli Sevincimin Çocukları bu tür şiirlerindendir:


çıplak ayakları güler yüzlü toprağı karıştıran
sümüklü bir oğlanın avucunda ekmek kabuğu
serçeler kış sokaklarından toplar
sımsıcak yetim elleri tanrıya dönük
bir çocuğun akıl edemediği küfürlü rüzgâr

ellerim büyüyor en çabuk bilinçli
bir kadının çığlık çığlığa çoğalışı
yeryüzünün ilk soluğu yakıcı acı
sudan ilk çıkışı insanoğlunun

(Sevincimin Çocukları, Kıyı, Sayı:2, Haziran 1969)


Yeri gelince bilim adamı ve şair kişiliğini kaynaştırır. Üniversite yıllarında aldığı tıp eğitimiyle edindiği birikimle hayata sosyal gerçeklikler açısından bakar. İlk şiirlerindeki ben merkezinin dışına çıkıp yaşadığı toplumu eksen alır. İkinci dönem şiirlerinde kendi iç dünyasından dış dünyaya çıkar. Şiiri öylece oluşturur:


ellerim kirleniyor büyüdükçe eski çocuklar
saçlarını okşadığım umutlu aydınlık
niçin her yeri kirletilmiş orman
ülkede en yukarıya çıkan kurşun rengi bulut
doğurduğu çocuğu yiyen evcil analar

(Sevincimin Çocukları, Kıyı, Sayı: 2, Haziran 1969)


Çocukluk günlerine göndermelerle, güncel duyarlanımlarla ördüğü bu şiirlerinde sıcak bir lirizm görülür. Sözcükler özenle seçilmiştir, anlatım yoğundur. Az üreten bir şair olan Gündoğdu Sanımer şiire son derece saygılıdır. Şiir adına ödün vermez.

3. Kıyı’da çıkan şiirlerinde düşünsel ve felsefi boyutta yeniden kendi iç dünyasına dönen Sanımer hayatın trajedilerini benliğinde yoğunlaştırır:


hiç yetişmez mi artık insan
yokluğun ne zaman kapıdan gireceği
yaşam denilen o güzelim soluğun
canevinden alacağı can eriği”

(Sarmaşığın Sızıları, Kıyı, Sayı: 20, Mayıs 1983)


Gazetelerdeki yazılarıyla, şiirleriyle, denemeleriyle, Gündoğdu Sanımer çok yönlü bir sanatçıdır. “Ebru” onun için doğanın yalınlığı, yerel ve ulusal kimliktir. Ney sesiyle uhrevi bir mutluluğu tadar. Denemelerinde bireyin, insanın toplum karşısında savunmasını yapar. Az sayıdaki denemelerinde kendine özgü bir düşünüş biçimi göze çarpar. Şubat 1962 tarihli Kıyı’daki İçtenlik Üstüne adlı denemesinde insanı ve toplumu karşı karşıya getirir: “Ama neden kişi olasıya yaşamasın. Neden dışında çoğalan zincirleri yavaş yavaş kırmayı denemesin. Neden mutluluğu savunmasın ve neden oyunu bozup sokakların özgürlüğüne kavuşmasın. Görülüyor ki bütün bunları yapmaması da sırf kendini topluma karşı savunma kaygısından ileri gelmektedir’’ Ağustos 1970 tarihli Kıyı’da ise bu kez insanın özgürlükler karşısındaki konumunu irdeler: “Kişi toplumda ister istemez yalnızdır ama hiç de özgür değil. Toplumun dışına çıksa bile gede de özgür olmayacağını sanırım. Ama özgürlük nedir?’’ düşünceleriyle denemelerinde anlattıklarını çoğu kez şiirlerine de taşımıştır:


kimseye bağımlı değilim
üzerine çıktığımda toprağın
kurtulurum karanlığından
tohum olmanın

(Ot, Kıyı Sayı: 7, Şubat 1982)


Gerek denemelerinde, gerekse şiirlerinde düşünsel yön ağırlık taşır. Gözleme, özellikle iç gözleme dayanan şiirleri ve denemeleri günübirlik duygu ve düşüncelerden çok hayatın uzun soluklu yorumlarıdır. Ürünlerini sürekli denetim altına alması da bundandır.

Gündoğdu Sanımer şiirlerini geç kitaplaştırır. İlk şiir kitabı, şiire uzun yıllar emek verdikten sonra; güç beğenirliğin bir ürünü olarak gün yüzüne çıkar. Kırk yıllık şiir birikimini 1987’de Kıyı Yayınları’nda Karayelin Sürüleri adıyla kitaplaştırır. Şiirlerini bunca zaman sonra kitaplaştırması en güzeli arama kaygısındandır. Gündoğdu Sanımer’in şiirdeki yolculuğunun en yakın tanıklarından, şair dostu Ahmet Özer, bu ilk kitap üzerine yaptığı değerlendirmede şairin bu yönünü vurgular: “ Karayelin Sürüleri, güç beğenirliğin, şiire duyulan sevginin ürünü bir yapıt.” ( Arka kapak yazısından)

Karayelin Sürüleri bir ilk yapıt olmanın ötesinde Gündoğdu Sanımer’in şairliğini yılların süzgecinden damıtan bir şiir kitabıdır. İlk gençlik yıllarından, daha çok Attilâ İlhan rüzgârları taşıyan Tavaşi Çeşmesi Sokağı adını verdiği bir bölük şiirle edebiyat dünyasına adım atan Sanımer, yöre dergisi Kıyı’da yayımladığı ürünleriyle uzun yıllar sürecek bir şiir yolculuğuna çıkar.

Ahmet Özer, Gündoğdu Sanımer’in şiirini değerlendirirken onun zamanla kendi sesini oluşturduğunu belirtir: “ Gündoğdu Sanımer, modern şiirin, insandan dünyaya uzanan önemini göz önünde bulundurarak şiirini kukarken, geleneksel şiirin verilerinden de düşünsel alanda yararlanma yollarını arar. Celâl Sılay’ın kişiliği, Asaf Halet Çelebi’nin şiirindeki ‘Doğu’ gizemi, Attilâ İlhan’ın “toplumsal”ı ‘ben’de düğümleyen biçimselliği, Sanımer’in şiirine çiçek açtırır. Bu çiçekler zamanla kendi şiirinin bahçesinin farklılığını oluşturur.” ( Kuzey Haber, 5 Şubat 1990)

1986’da Trabzon’da 4. kez yayın yaşamına başlayan Kıyı’nın Gündoğdu Sanımer’in şiir yolculuğunda ayrı bir yeri vardır. Kıyı bir bakıma Sanımer’in şiir verimliliğini artıran itici güç olmuştur.( 3. ve 4. Kıyı’nın yayımlandığı yıllarda Trabzon’da oluşan edebiyat ortamının da Sanımer’in şiir serüveninde büyük katkısı vardır. 1980–2000 yılları arasında Kıyı ailesinin- Rasim Şimşek, Arslan Pulathaneli, Ahmet Özer, Raif Özben, Ali Mustafa, M. Özer Ciravoğlu, Çiğdem Sezer, Ali Mustafa, İbrahim Dizman- oluşturduğu sıcak atmosfer kenti şiir, edebiyat odağı haline getirmişti.)

Olgunluk dönemi şiirlerini kapsayan Suyun İnce Sesinde adlı yapıtı 1991’de Kerem Yayınları’nda çıkar. Yıllarlın birikimiyle oluşturduğu şiir sesi bu yapıtıyla iyice belirginleşir:


erteliyorum yüreğime sığınan dumanı
bu deniz o denizle kucaklaşır diyorlar
yorgunum/ kürek çektim ömrümce
iki dalgın martı duruyor başucumda

( Suyun İnce Sesinde, s.12)


Gündoğdu Sanımer’in şair kişiliğinin yansıması bu şiirlerde izini sürdüğü izlekleri, yalnızlığı, doğayı, çocukları, insanı evreni ustalıkla dizelerine yansıtır. Gündoğdu Sanımer’in şiirini yakından izleyen Raif Özben, Sanımer’in sanatının “insan eksenli” olduğunu vurguluyor: “ O, çağın insanı olarak insanı irdelemeyi ve aşkın bir dünya yaratmayı hedeflemiş bir sanatçıdır. Bu insan eksenli görüşler bağlamında ona katı bireyci, koyu bir personalist ya da tipik bir varoluşçu demek zordur. Bence o, şematize olmaktan hoşlanmayan kendine özgü çağdaş bir hümanisttir.” ( Kıyı, Mayıs-Haziran 2007, Sayı:196)

Sanatın birçok dalına gönül düşüren Gündoğdu Sanımer, keman ve ney çalardı. Resim ve ebru onda bir tutkuydu. Türkçeye sevdalıydı, dilin kullanımına özen gösterirdi. Deneme yazılarında şiirlerindeki izleğin ardına düşmüştür. Şiir vazgeçilmezdi onun için. Ahmet Özer’le Kıyı’nın Aralık 1993, 93. sayısında yaptığı kapsamlı söyleşide şiir üzerine görüşlerini şöyle dile getirir: Aslında kendi şiirimi yazdım mı, yazabildim mi? Henüz bu yargıya varmış değilim. Çünkü istediğim aşamaya gelmiş değilim. Şiirim yapısal olarak istediğim aşamaya gelmiştir, ancak düşünsel olarak istenilen düzeye gelmedi (…) Eğer dikkat edililirse, yaşadığım ortam benim şiirimde küçük noktalar, virgüller halinde yer etmiştir. Yaşadığımız çevreyi şiirime yeterince katamadığım kanısındayım. Bunun acısını da yaşamıyor değilim. (…) Şiirde yöreselliği kabul etmiyorum. Şiir evrensel bir olgudur; ancak bir ayağı yaşadığı toprakta olacaktır. Dikkat edilirse, şiirim evrensele giden yoldadır. (…)

Uzun yıllar Trabzon’da şiir bayrağını gönderde tutan Gündoğdu Sanımer’in adı bir bakıma yaşadığı kentle bütünleşmiştir. Trabzon’a olan tutkusu daha sonraları onu bu kentin destanını yazmaya yöneltir. 90’lı yıllar boyunca kendini bu çalışmaya adayan Sanımer ne var ki bu ürünlerini kitaplaştıramadan aramızdan ayrılır.

Ölümünden bir yıl sonra, 2004’te dostlarının katkılarıyla Anadolu Sanat Yayınları’nda çıkan Trabzon Destanı, bir bakıma bu tarihi kente güzellemedir. Trabzonlu ressam Yusuf Katipoğlu’nun kapağı ve iç sayfaları süsleyen desenleriyle Trabzon Destanı bu alanda bir ilk yapıt olma özelliğini de taşıyor. Gündoğdu Sanımer, kendi şiirinin edasını da katarak Trabzon’un binlerce yıllık tarihini şiirleştirdiği bu yapıtıyla doğup büyüdüğü, ilk şiirlerini yazdığı bu kente şiir borcunu ödemiştir:


suyun ince sesi yitik romansım
mırıldandım yedi bin yılın köpüğünü
uyanan sokağımdı kemerkaya
karakum döşeğim kımıltısız
hatırla bunamış tombulkaya
iskorpit dikeni hatırla yasak şarkımı

(Trabzon Destanı, s. 19)


Yakın dostlarından şair Raif Özben, ölümünün 1. yılında yaptığı değerlendirmede onun kişiliğini ve şiirinin gizlerini irdeleyen değerlendirmelerde bulunur: “ Her şeyin kirlenebileceği şu dünyada insan kirliliğinden çocuk arılığına koşmak hepimizden çok Sanımer’e yakışmıştır.

Aynı bağlamda o, geçmişi de gelecek adına aydınlıklarımızı, aradıklarımızı barındıran giz dolu bir kaynak olarak görür. Çocukluğa dönüş nedenlerinden biri de budur. Ama bu çocukluğa dönmekle yetinmez, Karadeniz’in karşı yakasındaki ata toprağı Kırım’a bile yolculuk yapar.

Son yıllarda, kentimizin karanlık dönemlerine kadar giden bir Trabzon destanı çalışmasına koyulmuştur. Okuduğum parçaları bana bu destanın bildiğimiz epope olmaktan öte, bir Gündoğdu Sanımer şiiri çeşitlemesi olduğunu düşündürüyor.” (Kıyı, Mayıs-Haziran 2007, Sayı: 196)

Yaşamının en verimli döneminde aramızdan ayrılan Gündoğdu Sanımer, hep Trabzon’daydı. Trabzon’la bütünleşmiş bir kültür adamıydı. Ömrünün kırk yılını adadığı Trabzon’un bir kültür, şiir kenti olması için varını yoğunu ortaya koymuştu. Etrafında bir sevgi çemberi oluşturmuştu. Özellikle gençlere gönlünün bütün kapılarını açmıştı. “Kıyı Okulu” deyişi onun çabaları sonucunda oluşmuştur.

Gündoğdu Sanımer, hekim arkadaşı İlhan Demiraslan’ın söyleyişiyle “Trabzon’da Son Argonot”tu belki de:


“Dostlarım siz sağlıcakla gidiniz
Yetişir burada bırakın beni
Ben artık sizinle gidemiyorum
Yolunuzda halı gibi bir deniz
Son olarak sizlere diyorum ki
Dostlar beni unutmayın diyorum”

(İlhan Demiraslan, Acının Uçları, Anadolu Sanat Yayınları, s.78)


Gündoğdu Sanımer, Trabzon toprağında kendine özgü şiir işçiliğini özenle sürdürmüş; Karadeniz kıyılarından şiir denizine akan bir derecik edasıyla az ama kalıcı şiirler yazmıştır:


işte şiirim giz dolu ırmak
bulup çıkardılar onu
doğurduğum çocuklar


karayelin sürüleri

işte karayeşil coğrafya toprağın engebeleri
galvaniz damlar gümüş tepsiler
köy evleri öyle dağınık saçlı
güneşi sunuyor bana pembe bir şarap
mısır tarlası çılgın fındık bahçeleri

karadeniz kadınları bahtı kara
karatavuklar doluşur karaağaçlara
karadere karaburun karalahana
anki belirsiz bir hüznü saklıyor kara toprak

oysa durgun olamaz bir mezar taşı gibi
nanelerin kokusu var ya içimi bayıltan
karayel’in yağmalaması var ya ortalığı
yapraklar koyun sürüleri gibi coşkulu
dokunuyorum ıslak gövdelerine ağaçların
karayemişlerin o acımsı tadı kusursuz

sarası tutmuşçasına karahindiba
dağınık dağlara fındık ocakları
ayıklamak gerek ayrıkotları
solmuş gitmiş ellerinin kınası
gözlerinde karatavuk karası

yineliyor asırlar doğamızı
biz aynı asker mektubunu okuyoruz
suyumuz aynı ince parmak
aşımız aynı koca tencere
kasketimiz cigaramız yoksulluğumuz
bugüne dek bütün öğrendiğimiz

gündoğdu sanımer