her mevsim kıyı’da bir şair: Gündoğdu Sanımer
Ali Mustafa
eğri büğrü savaşlarınız sizin olsun
1935’de Trabzon’da doğan Gündoğdu Sanımer, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamlar. Eğitimci bir babadan kalan kültür ortamında küçük yaşlardan başlayarak sanatın güzelliklerini aramaya yönelir. Üvey babası din bilgini Cansız Hoca’nın engin birikiminin, Gündoğdu Sanımer’in sanatçı kişiliğinin oluşumunda yoğun izleri görülür. Sonraları bir şiirine de yansıyacaktır bu izler:
yoktun bu şehirde
aldın başını gittin, denizlerden öteye
sezmiştin belki bir yaprağın kımıltısından
yıllarca sessiz sevdiğimi seni
uzaktı çocukluğum böğütlen dikenlerinde
yoksun bu şehirde sen
ak saçların kapatmıyor yorgun başını
o akıl/ o bitmez bilgi gömütü
adını çoktan unutan dostlarla gitti
seni çok uzaklara götürmüşüz meğer
( Uzaktı Çocukluğum, Suyun İnce Sesinde, s. 57)
Daha ilkokul sıralarındayken yöre gazetesi Yeni Pulathane’de ilk şiiri çıkar. Şiirle serüveni 50’lı yıllarda başlayan şair, kendini hep şiirin çekim alanında bulur. Lise yıllarında sanat çalışmalarına katılır.
İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki yüksek öğrenim yıllarında bir yandan kendini tıp alanında yetiştirirken diğer yandan da Halil İbrahim Bahar, Sait Maden, İsmet Zeki Eyuboğlu vb. şair ve yazarlarla dostluk kurarak sanatın sıcak dünyasına girer. İstanbul’da o dönemde yaygın olan şiir matinelerini izler, sanat galerilerine gider.
Tıp fakültesini bitiren Gündoğdu Sanımer askerlikten sonra kadın hastalıkları ve doğum alanında uzman oldu. 60’lı yıllardan sonra doğup büyüdüğü kentte, Trabzon’da doktorluk görevini sürdürür. 2000’li yıllara yaklaşırken çok sevdiği kenti Trabzon’dan, hekimlikten ayrılarak ilk gençlik yıllarının kenti İstanbul’a yerleşir. Artık çalışmalarını bu kentte sürdürecektir. Kendini çok sevdiği alanlarda şiir ve ebruda yoğunlaştırır.
Çok sevdiği şair, hekim dostu İlhan Demiraslan’ın dizelerindeki gibi: “bize kısmet gurbet elde verildi/ doğduğum ellere dönemiyorum” diyerek doğup büyüdüğü, şiirlerini yazdığı topraklardan, Trabzon’dan uzaklarda, İstanbul’da 22 Haziran 2003’te gözlerini yaşama kapar.
Küçük yaşlardan beri sanatın değişik dallarına duyduğu ilgiyle başta edebiyat alanında olmak üzere birçok ürüne imzasını atar.
Özellikle yazmak onda bir tutkudur. Değerli gazeteci Ömer Turan Eyüboğlu’nun kurduğu Hakimiyet’te On İki Punto başlığıyla sürekli yazar.
Şiirin yanı sıra yerel gazetelerde köşe yazıları yazan Gündoğdu Sanımer, 60’lı yıllarda Hakimiyet, Yenigün, Son Haber’de başladığı köşe yazılarını 80’lerde Karadeniz, 1985’den itibaren de Kuzey HABER’de sürdürür.
İlk şiirleri yerel gazetelerde çıkan Sanımer, sonraları Türk Sanatı, Yeni İstanbul, Genç Öğretmen, Kıyı ve Yazko Edebiyat dergilerinde yayınlandığı şiirleriyle az ama öz üreten bir şair kimliğinde görünür.
Gündoğdu Sanımer’in adı bir bakıma Kıyı’yla özdeşleşmiştir. 1961’de çıkan ilk Kıyı’da şiir ve yazılarıyla görünen şair (1961–1962) daha sonraları 2. Kıyı’da yazar (1969–1970). Özellikle 3. dönem Kıyı (1981–1983) büyük ölçüde onun katkılarıyla yayınına başlar. 21. sayısında bilinen nedenlerle kapanan 3. Kıyı’ya Gündoğdu Sanımer maddi ve manevi sahiplik yapar yaşaması için. 1986’da Kıyı’nın 4. kez yayım yaşamına başlaması yine Gündoğdu Sanımer’in katkılarıyla gerçekleşir.
Sanatın diğer dallarında da ürün veren Gündoğdu Sanımer şiirle olan dostluğunu yaşamının sonuna değin sürdürmüştür. Kendi özgün sesini bulduğu şiirleri 1960 tarihini taşıyor. 1.dönem Kıyı’da Tavaşi Çeşmesi adıyla yayımlanan bu şiirlerde daha çok ben merkezli bir duyarlılıktan yola çıkar. İstanbul öğrenim yıllarının yansıması olan bu ürünlerde yalnız bir insanın kırgınlıkları, hüzünleri sevgileri görülür:
sevginin istasyonları trensiz
denizler çekmiş gitmiş son kadehlerle
ellerim cam kesiği sızım sızım
sevgi istasyonlarında yalnızım
(Yasak Sevgi, Karayelin Sürüleri, s.31)
Gündoğdu Sanımer’in kendi kişiliğini merkez tutarak yöneldiği arayışlar onu hayatı sorgulayan, eleştiren şiirlere doğru bir yolculuğa vardırır. Büyük çoğunluğu 2. Kıyı’da yayımlanan bu tür şiirlerde yer yer çocuklar bir hüzün imgesi olarak yer alır. Daha küçük yaşlarda babasının ölmesi ve yalnızlık, onda yoğun bir duyarlılık oluşturur. Yine mesleği gereği her an insanın doğumuyla iç içe oluşu onu çocukları anlatmaya, toplumun çocuğa bakışını yansıtmaya yöneltir. 1969 tarihli Sevincimin Çocukları bu tür şiirlerindendir:
çıplak ayakları güler yüzlü toprağı karıştıran
sümüklü bir oğlanın avucunda ekmek kabuğu
serçeler kış sokaklarından toplar
sımsıcak yetim elleri tanrıya dönük
bir çocuğun akıl edemediği küfürlü rüzgâr
ellerim büyüyor en çabuk bilinçli
bir kadının çığlık çığlığa çoğalışı
yeryüzünün ilk soluğu yakıcı acı
sudan ilk çıkışı insanoğlunun
(Sevincimin Çocukları, Kıyı, Sayı:2, Haziran 1969)
Yeri gelince bilim adamı ve şair kişiliğini kaynaştırır. Üniversite yıllarında aldığı tıp eğitimiyle edindiği birikimle hayata sosyal gerçeklikler açısından bakar. İlk şiirlerindeki ben merkezinin dışına çıkıp yaşadığı toplumu eksen alır. İkinci dönem şiirlerinde kendi iç dünyasından dış dünyaya çıkar. Şiiri öylece oluşturur:
ellerim kirleniyor büyüdükçe eski çocuklar
saçlarını okşadığım umutlu aydınlık
niçin her yeri kirletilmiş orman
ülkede en yukarıya çıkan kurşun rengi bulut
doğurduğu çocuğu yiyen evcil analar
(Sevincimin Çocukları, Kıyı, Sayı: 2, Haziran 1969)
Çocukluk günlerine göndermelerle, güncel duyarlanımlarla ördüğü bu şiirlerinde sıcak bir lirizm görülür. Sözcükler özenle seçilmiştir, anlatım yoğundur. Az üreten bir şair olan Gündoğdu Sanımer şiire son derece saygılıdır. Şiir adına ödün vermez.
3. Kıyı’da çıkan şiirlerinde düşünsel ve felsefi boyutta yeniden kendi iç dünyasına dönen Sanımer hayatın trajedilerini benliğinde yoğunlaştırır:
hiç yetişmez mi artık insan
yokluğun ne zaman kapıdan gireceği
yaşam denilen o güzelim soluğun
canevinden alacağı can eriği”
(Sarmaşığın Sızıları, Kıyı, Sayı: 20, Mayıs 1983)
Gazetelerdeki yazılarıyla, şiirleriyle, denemeleriyle, Gündoğdu Sanımer çok yönlü bir sanatçıdır. “Ebru” onun için doğanın yalınlığı, yerel ve ulusal kimliktir. Ney sesiyle uhrevi bir mutluluğu tadar. Denemelerinde bireyin, insanın toplum karşısında savunmasını yapar. Az sayıdaki denemelerinde kendine özgü bir düşünüş biçimi göze çarpar. Şubat 1962 tarihli Kıyı’daki İçtenlik Üstüne adlı denemesinde insanı ve toplumu karşı karşıya getirir: “Ama neden kişi olasıya yaşamasın. Neden dışında çoğalan zincirleri yavaş yavaş kırmayı denemesin. Neden mutluluğu savunmasın ve neden oyunu bozup sokakların özgürlüğüne kavuşmasın. Görülüyor ki bütün bunları yapmaması da sırf kendini topluma karşı savunma kaygısından ileri gelmektedir’’ Ağustos 1970 tarihli Kıyı’da ise bu kez insanın özgürlükler karşısındaki konumunu irdeler: “Kişi toplumda ister istemez yalnızdır ama hiç de özgür değil. Toplumun dışına çıksa bile gede de özgür olmayacağını sanırım. Ama özgürlük nedir?’’ düşünceleriyle denemelerinde anlattıklarını çoğu kez şiirlerine de taşımıştır:
kimseye bağımlı değilim
üzerine çıktığımda toprağın
kurtulurum karanlığından
tohum olmanın
(Ot, Kıyı Sayı: 7, Şubat 1982)
Gerek denemelerinde, gerekse şiirlerinde düşünsel yön ağırlık taşır. Gözleme, özellikle iç gözleme dayanan şiirleri ve denemeleri günübirlik duygu ve düşüncelerden çok hayatın uzun soluklu yorumlarıdır. Ürünlerini sürekli denetim altına alması da bundandır.
Gündoğdu Sanımer şiirlerini geç kitaplaştırır. İlk şiir kitabı, şiire uzun yıllar emek verdikten sonra; güç beğenirliğin bir ürünü olarak gün yüzüne çıkar. Kırk yıllık şiir birikimini 1987’de Kıyı Yayınları’nda Karayelin Sürüleri adıyla kitaplaştırır. Şiirlerini bunca zaman sonra kitaplaştırması en güzeli arama kaygısındandır. Gündoğdu Sanımer’in şiirdeki yolculuğunun en yakın tanıklarından, şair dostu Ahmet Özer, bu ilk kitap üzerine yaptığı değerlendirmede şairin bu yönünü vurgular: “ Karayelin Sürüleri, güç beğenirliğin, şiire duyulan sevginin ürünü bir yapıt.” ( Arka kapak yazısından)
Karayelin Sürüleri bir ilk yapıt olmanın ötesinde Gündoğdu Sanımer’in şairliğini yılların süzgecinden damıtan bir şiir kitabıdır. İlk gençlik yıllarından, daha çok Attilâ İlhan rüzgârları taşıyan Tavaşi Çeşmesi Sokağı adını verdiği bir bölük şiirle edebiyat dünyasına adım atan Sanımer, yöre dergisi Kıyı’da yayımladığı ürünleriyle uzun yıllar sürecek bir şiir yolculuğuna çıkar.
Ahmet Özer, Gündoğdu Sanımer’in şiirini değerlendirirken onun zamanla kendi sesini oluşturduğunu belirtir: “ Gündoğdu Sanımer, modern şiirin, insandan dünyaya uzanan önemini göz önünde bulundurarak şiirini kukarken, geleneksel şiirin verilerinden de düşünsel alanda yararlanma yollarını arar. Celâl Sılay’ın kişiliği, Asaf Halet Çelebi’nin şiirindeki ‘Doğu’ gizemi, Attilâ İlhan’ın “toplumsal”ı ‘ben’de düğümleyen biçimselliği, Sanımer’in şiirine çiçek açtırır. Bu çiçekler zamanla kendi şiirinin bahçesinin farklılığını oluşturur.” ( Kuzey Haber, 5 Şubat 1990)
1986’da Trabzon’da 4. kez yayın yaşamına başlayan Kıyı’nın Gündoğdu Sanımer’in şiir yolculuğunda ayrı bir yeri vardır. Kıyı bir bakıma Sanımer’in şiir verimliliğini artıran itici güç olmuştur.( 3. ve 4. Kıyı’nın yayımlandığı yıllarda Trabzon’da oluşan edebiyat ortamının da Sanımer’in şiir serüveninde büyük katkısı vardır. 1980–2000 yılları arasında Kıyı ailesinin- Rasim Şimşek, Arslan Pulathaneli, Ahmet Özer, Raif Özben, Ali Mustafa, M. Özer Ciravoğlu, Çiğdem Sezer, Ali Mustafa, İbrahim Dizman- oluşturduğu sıcak atmosfer kenti şiir, edebiyat odağı haline getirmişti.)
Olgunluk dönemi şiirlerini kapsayan Suyun İnce Sesinde adlı yapıtı 1991’de Kerem Yayınları’nda çıkar. Yıllarlın birikimiyle oluşturduğu şiir sesi bu yapıtıyla iyice belirginleşir:
erteliyorum yüreğime sığınan dumanı
bu deniz o denizle kucaklaşır diyorlar
yorgunum/ kürek çektim ömrümce
iki dalgın martı duruyor başucumda
( Suyun İnce Sesinde, s.12)
Gündoğdu Sanımer’in şair kişiliğinin yansıması bu şiirlerde izini sürdüğü izlekleri, yalnızlığı, doğayı, çocukları, insanı evreni ustalıkla dizelerine yansıtır. Gündoğdu Sanımer’in şiirini yakından izleyen Raif Özben, Sanımer’in sanatının “insan eksenli” olduğunu vurguluyor: “ O, çağın insanı olarak insanı irdelemeyi ve aşkın bir dünya yaratmayı hedeflemiş bir sanatçıdır. Bu insan eksenli görüşler bağlamında ona katı bireyci, koyu bir personalist ya da tipik bir varoluşçu demek zordur. Bence o, şematize olmaktan hoşlanmayan kendine özgü çağdaş bir hümanisttir.” ( Kıyı, Mayıs-Haziran 2007, Sayı:196)
Sanatın birçok dalına gönül düşüren Gündoğdu Sanımer, keman ve ney çalardı. Resim ve ebru onda bir tutkuydu. Türkçeye sevdalıydı, dilin kullanımına özen gösterirdi. Deneme yazılarında şiirlerindeki izleğin ardına düşmüştür. Şiir vazgeçilmezdi onun için. Ahmet Özer’le Kıyı’nın Aralık 1993, 93. sayısında yaptığı kapsamlı söyleşide şiir üzerine görüşlerini şöyle dile getirir: “ Aslında kendi şiirimi yazdım mı, yazabildim mi? Henüz bu yargıya varmış değilim. Çünkü istediğim aşamaya gelmiş değilim. Şiirim yapısal olarak istediğim aşamaya gelmiştir, ancak düşünsel olarak istenilen düzeye gelmedi (…) Eğer dikkat edililirse, yaşadığım ortam benim şiirimde küçük noktalar, virgüller halinde yer etmiştir. Yaşadığımız çevreyi şiirime yeterince katamadığım kanısındayım. Bunun acısını da yaşamıyor değilim. (…) Şiirde yöreselliği kabul etmiyorum. Şiir evrensel bir olgudur; ancak bir ayağı yaşadığı toprakta olacaktır. Dikkat edilirse, şiirim evrensele giden yoldadır. (…)
Uzun yıllar Trabzon’da şiir bayrağını gönderde tutan Gündoğdu Sanımer’in adı bir bakıma yaşadığı kentle bütünleşmiştir. Trabzon’a olan tutkusu daha sonraları onu bu kentin destanını yazmaya yöneltir. 90’lı yıllar boyunca kendini bu çalışmaya adayan Sanımer ne var ki bu ürünlerini kitaplaştıramadan aramızdan ayrılır.
Ölümünden bir yıl sonra, 2004’te dostlarının katkılarıyla Anadolu Sanat Yayınları’nda çıkan Trabzon Destanı, bir bakıma bu tarihi kente güzellemedir. Trabzonlu ressam Yusuf Katipoğlu’nun kapağı ve iç sayfaları süsleyen desenleriyle Trabzon Destanı bu alanda bir ilk yapıt olma özelliğini de taşıyor. Gündoğdu Sanımer, kendi şiirinin edasını da katarak Trabzon’un binlerce yıllık tarihini şiirleştirdiği bu yapıtıyla doğup büyüdüğü, ilk şiirlerini yazdığı bu kente şiir borcunu ödemiştir:
suyun ince sesi yitik romansım
mırıldandım yedi bin yılın köpüğünü
uyanan sokağımdı kemerkaya
karakum döşeğim kımıltısız
hatırla bunamış tombulkaya
iskorpit dikeni hatırla yasak şarkımı
(Trabzon Destanı, s. 19)
Yakın dostlarından şair Raif Özben, ölümünün 1. yılında yaptığı değerlendirmede onun kişiliğini ve şiirinin gizlerini irdeleyen değerlendirmelerde bulunur: “ Her şeyin kirlenebileceği şu dünyada insan kirliliğinden çocuk arılığına koşmak hepimizden çok Sanımer’e yakışmıştır.
Aynı bağlamda o, geçmişi de gelecek adına aydınlıklarımızı, aradıklarımızı barındıran giz dolu bir kaynak olarak görür. Çocukluğa dönüş nedenlerinden biri de budur. Ama bu çocukluğa dönmekle yetinmez, Karadeniz’in karşı yakasındaki ata toprağı Kırım’a bile yolculuk yapar.
Son yıllarda, kentimizin karanlık dönemlerine kadar giden bir Trabzon destanı çalışmasına koyulmuştur. Okuduğum parçaları bana bu destanın bildiğimiz epope olmaktan öte, bir Gündoğdu Sanımer şiiri çeşitlemesi olduğunu düşündürüyor.” (Kıyı, Mayıs-Haziran 2007, Sayı: 196)
Yaşamının en verimli döneminde aramızdan ayrılan Gündoğdu Sanımer, hep Trabzon’daydı. Trabzon’la bütünleşmiş bir kültür adamıydı. Ömrünün kırk yılını adadığı Trabzon’un bir kültür, şiir kenti olması için varını yoğunu ortaya koymuştu. Etrafında bir sevgi çemberi oluşturmuştu. Özellikle gençlere gönlünün bütün kapılarını açmıştı. “Kıyı Okulu” deyişi onun çabaları sonucunda oluşmuştur.
Gündoğdu Sanımer, hekim arkadaşı İlhan Demiraslan’ın söyleyişiyle “Trabzon’da Son Argonot”tu belki de:
“Dostlarım siz sağlıcakla gidiniz
Yetişir burada bırakın beni
Ben artık sizinle gidemiyorum
Yolunuzda halı gibi bir deniz
Son olarak sizlere diyorum ki
Dostlar beni unutmayın diyorum”
(İlhan Demiraslan, Acının Uçları, Anadolu Sanat Yayınları, s.78)
Gündoğdu Sanımer, Trabzon toprağında kendine özgü şiir işçiliğini özenle sürdürmüş; Karadeniz kıyılarından şiir denizine akan bir derecik edasıyla az ama kalıcı şiirler yazmıştır:
işte şiirim giz dolu ırmak
bulup çıkardılar onu
doğurduğum çocuklar
karayelin sürüleri
işte karayeşil coğrafya toprağın engebeleri
galvaniz damlar gümüş tepsiler
köy evleri öyle dağınık saçlı
güneşi sunuyor bana pembe bir şarap
mısır tarlası çılgın fındık bahçeleri
karadeniz kadınları bahtı kara
karatavuklar doluşur karaağaçlara
karadere karaburun karalahana
anki belirsiz bir hüznü saklıyor kara toprak
oysa durgun olamaz bir mezar taşı gibi
nanelerin kokusu var ya içimi bayıltan
karayel’in yağmalaması var ya ortalığı
yapraklar koyun sürüleri gibi coşkulu
dokunuyorum ıslak gövdelerine ağaçların
karayemişlerin o acımsı tadı kusursuz
sarası tutmuşçasına karahindiba
dağınık dağlara fındık ocakları
ayıklamak gerek ayrıkotları
solmuş gitmiş ellerinin kınası
gözlerinde karatavuk karası
yineliyor asırlar doğamızı
biz aynı asker mektubunu okuyoruz
suyumuz aynı ince parmak
aşımız aynı koca tencere
kasketimiz cigaramız yoksulluğumuz
bugüne dek bütün öğrendiğimiz
gündoğdu sanımer

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder