18 Ekim 2025 Cumartesi

"acının külrengi"nde bir şair:attila aşut-ali mustafa



“Acının Külrengi”nde Bir Şair: ATTİLA AŞUT


ALİ MUSTAFA



İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı sıralarda, 5 Ekim 1939’da Trabzon’da doğan Attila Aşut, 70 yıla yaklaşan ömrüne birçok uğraşı sığdırmayı başaran Trabzon toprağının yetiş-tirdiği değerlerimizdendir. Savaşın yıkımları ve yoksulluğu içinde başlayan yaşamı, nice acı-lardan, yoksunluklardan ve mücadeleden süzülmüş; acının külrenginde şiirlere dökülmüştür.

Okuryazar olmayan bir ana-babanın çocuğu olarak küçük yaşlarda yazıya, kitaplara sevdalandı. Çocukluğunun onca sorunlarına karşın kendisini yetiştirdi; edebiyata, şiire, son-raları da gazeteciliğe ve siyasete yöneldi.

İlk yazı ve şiir çalışmaları Ceylan, Küçük Afacan gibi çocuk dergileri ve Tan gaze-tesinin “çocuk sayfası”nda çıktı.1950’li yıllarda başlayan yazma tutkusu, onu bir sevdanın ardından 2000’li yıllara taşıdı.1957’de henüz lise öğrencisiyken matbaa kokusu onu çekti, Trabzon’un yetiştirdiği değerli gazetecilerden Ömer Turan Eyuboğlu’nun çıkardığı Hâ-kimiyet’te gazeteciliğe ilk adımlarını attı. Zamanla gazetenin yayın yönetmenliğini ve sanat sayfası sorumluluğunu da üstlendi.

1960 Devrimi’yle başlayan özgürlük ortamının yansımaları sonucu Trabzon’da hayat bulan Kıyı dergisinin 1961’deki ilk çıkışında Ahmet Selim Teymur ve arkadaşlarıyla birlikte çalıştı.

Attila Aşut, gazeteciliğini Dünya, Akşam, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinin Trabzon muhabiri olarak sürdürdü.1965–1968 yılları arasında bütün yükünü omuzladığı Sömürücülüğe Karşı SAVAŞ adlı haftalık toplumcu bir gazete çıkardı. Trabzon’da Gazeteciler Sendikası ve Devrim Ocağı’nın kuruluşuna katkı verdi.

Türk siyasi tarihinde bir kutup yıldızı gibi parlayan Türkiye İşçi Partisi’nin Trabzon örgütünün kuruluş çalışmalarına katıldı. Böylece, mücadelelerle ve sürgünlerle yoğrulan siyasal yaşamı başlamış oldu. TİP’in il ve merkez yönetimlerinde görev aldı.

Attila Aşut, 1969’da Trabzon’dan ayrılarak Ankara’ya yerleşti. Sendika ve parti çalışmalarına ağırlık verdiği bu yıllarda, toplumsal mücadelenin her alanında yer aldı.12 Mart Muhtırası’ndan sonra yurtdışına çıktı. 1972–1977 yıllarını kapsayan bu sürgünlük dönemi Attila Aşut’un dünyaya bakışına yeni pencereler açtı.

Dönüşünde yine, gazeteciliğin insanı sarmalayan o mürekkep kokusu içinde buldu kendini. Politika gazetesinde çalıştı. Ankara çekti onu kendine. Yeni Ulus gazetesinin sanat sayfasını yönetti. Edebiyat, şiir tutkusu, bütün siyasal yaşamı boyunca hiç terk etmedi onu.

12 Eylül darbesini izleyen günlerde “TKP Davası” nedeniyle tutuklandı, 37 ay Mamak Askeri Cezaevi’nde kaldı. Ülkeyi boydan boya kuşatan faşizan baskılar, şiirlerine de yansımıştır:


Kafeste kuş gibiyim
Yaralı, bungun ve tutsak,
Sakıncalı bir iştir şimdi
Sevgi sözcükleriyle konuşmak.

(Acının Bir Ucundan)


12 Eylül karanlığından nice şiirlerle ve dirençli bir yürekle kurtulan Attila Aşut, yeniden gazeteciliğe döndü. Haftalık Çağdaş gazetesinde “Sınıf Penceresinden” başlığıyla sendikal yazılar kaleme aldı. Görüş dergisinde işçi hareketi üzerine yazılar yayımladı. 1988 yılında Adımlar dergisinin Ankara Haber Müdürlüğü görevinde bulundu.1990–1991 yıllarında Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin Hekimler Derneği’nin genel yönetmenliğini yaptı, derneğin yayın organı Son Reçete’nin yayımını üstlendi. 1993’te Aziz Nesin’in başyazarlığını yaptığı Aydınlık gazetesinde “Üçüncü Göz” köşesinde medyayı mercek altına alan yazılar yazdı. 1995’te Ankara’da yayımlanmaya başlayan Siyah Beyaz gazetesinin kültür-sanat yönetmenliğiyle ilk gözağrısı edebiyata yöneldi yeniden. 1998’de kırk yıldır sürdürdüğü gazetecilik uğraşından emekli olup tümüyle edebiyat-şiir çalışmalarına ağırlık verdi.

2002 genel seçimlerinde TKP Trabzon milletvekili adayı olan Attila Aşut, yetmiş yıllık ömrünü taçlandıran gazetecilik ve politika uğraşlarından sonra edebiyatta ve şiirde yo-ğunlaştı son yıllarda. Trabzon’da beş dönemdir yayımlanan Kıyıda yazılarıyla yer aldı. İlk ve tek şiir kitabı Acının Külrengi, 2001 yılında Serander Yayınevi’nden çıktı.

Yapıtın sayfaları, 1958 tarihli “Kar Yağmış Acunuma Lapa Lapa” adlı şiirle açılıyor. Yaklaşık elli yıllık bir şiir serüveni var Attila Aşut’un. Şiire adanmış bir ömrün yürek uçları bu ilk yapıtı... Bunca yıllık gecikmeye Acının Külrenginin “önsöz”ünde açıklık getirmiş şair. Bütün ömrünü kapsayan gazetecilik ve politika uğraşı, onu şiirlerini kitaplaştırmaktan alıkoymuş uzun yıllar boyunca. Ne zaman yeniden bütünüyle edebiyata dönüyor; şiirlerini kitaplaştırma olanağı buluyor.

İlk şiirleri Trabzon’da yayımlanan Hâkimiyet gazetesinin sanat sayfasında çıkan Attila Aşut, yarım yüzyıldır şiirle yolculuğunu sürdürüyor. Otağ, Dönemeç, Yeni Türkü, Çağdaş Türk Dili, Anadolu Ekini, Öykü-Şiir, Karşı, Kıyı, Trabzon, Gerçek Sanat, Promete, Yeni Biçem, Damar, İnsan, Edebiyat ve Eleştiri, Papirüs, Ürün, Güzel Yazılar, Ağır Ol Bay Düzyazı, Pencere, Mor Taka vb. dergilerde şiirleri yayımlandı.

Acının Külrengi, üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm, “Trabzon’da Bir Zenci”, 1958–1960 döneminden seçmeleri kapsıyor.

Attila Aşut, başlangıçta, 1950’li yılların genel havasında şiirler yazar:


Yıldızsız gecelerin ikinci yarılarında
Sokaklardaki bu ıslak aydınlık neden?
Kim salıvermiş bu mutsuz ışığı üstümüze,
Karanlığa tutkumuzu bilmeden?

(Kötümser ya da Karanlık Tutkusu)


Attila Aşut, tutkunu olduğu Türkçeyi özenle kullanır şiirlerinde:


Bir yenik gecemden sesleniyorum sana
Saçlarında ıslaklığı nisan yağmurlarının
Umutsuzlar Parkı’nda yitirdim gözlerimi
Bırak şimdi mutlu yaşantıları
Van Gogh’un buğday tarlasını unut,
Tut elimden
Düşeceğim
Mevlût!


Savaş Sonu Tutsak Kampları adlı şiirinde, geleneksel Türk şiirinin izlerini sürerken toplumsal olana da göndermeler yapar:


Savaş sonu tutsak kamplarının
Büyür yalnızlığı gecelerle bir
Duyulan dağca taşça ağlamaklı
Köpeklerin özgürlük türküsüdür
Yorgun çağrısında ulumaların


Yapıtın ikinci bölümü, “Yaralı, Bungun, Tutsak”, Aşut’un şair kişiliğini, devrimci yaşamını yansıtan on iki şiirden oluşmuş. Toplumsal mücadelenin, yenilgilerin, acıların yo-ğunlaştığı 1970–1980 dönemi, Attila Aşut’un şiirinde ses veriyor. Onlarca emekçinin canını alan 1 Mayıs 1977, “Kanlı Günleme” şiirine yansımış:


Bugün yüreğim ne şurda
ne burada
Bugün yüreğim bir kanlı külçe
İstanbul’da
Bugün yüreğim yalnızca
Taksim’de atıyor
Ve bedenim kanlar içinde
paramparça
1 Mayıs’ta
Toprağa düşenlerle yatıyor!



Attila Aşut, çağdaş Türk şiirinin izini sürerken, gelenekselden yararlanır. Şiirde sese ve imgeye ağırlık verir. Güçbeğenirlik ve dile gösterilen özenle yazar şiirlerini. Aşut’un şiiri arı, yalın bir dize işçiliğini yansıtır. Şiirinde müzik, Divan şiiri izleri, gazel biçeminde kendini gösterir:


Sevdiceğim, övdüceğim, en ince dalımsın benim
Aşkın yediveren gülü, karasevdalımsın benim.

Ardım sıra götürdüğüm, sürgünlerde büyüttüğüm
Özlem kuşum çığlık çığlık, suskun zerdalimsin benim.


Bitsin diye ayrılıklar ceylan gözlü can yoldaşım,
Sevgi katına sunulmuş arzuhalimsin benim.

(Övünerek Aşkın İle)


Ülke gündemini şiirle izleyen Attila Aşut, yanı başında yitip giden güzel insanlara ağıtlar yakar. İşkence edilerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost’u anlatan dizeleri bir dönemin belgesi:


Öldü gül’ün eşi
alaz’ın ve türküler’in babası
emekçisi onur’un.


Öldü can yoldaşım
güzel insan
güzel oğul
güzel İlhan

(Alaz Ağıtı)


Mamak günlerinde her zaman omuz başında olan hayat yoldaşı Özen’e adanmış şiirinde “menekşeli acılar”ı dile getirir:


Bir kadın... karda kışta
Yürüyordu gizli düşte
Bir yakada açık görüş
Öbür yaka direnişte.


Bir kadın... yaşamın terkisinde
Ardı sıra doludizgin atlılar
Ceylanlar gezinir gözlerinde
Heybesinde menekşeli acılar.

(Menekşeli Acılar)


Attila Aşut şiirini, “acının şiiri” olarak değerlendiriyor: “Benim şiirim acılı, yaralı bir şiirdir, kanayan bir şiirdir. Diyebilirim ki ‘acı’ izleği, şiirimin omurgasını oluşturur. Ama bir öykünme değildir bu. Ateşi ve ihaneti görmüş bir insanım ben. Yaşamım boyunca acının her türünü yüreğimde, bedenimde, ruhumda taşıdım... Yaşamımı böylesine derinden etkileyen bir olgunun şiirime yansımaması düşünülemez elbet...”(Attila Aşut, “Şiir Üzerine Dağınık Dü-şünceler”, Kıyı, Sayı: 168, Mart 2000)

Attila Aşut, bireyin acılarını toplumsal acılarla kaynaştırarak taşır şiirine. 1980 top-lumsal travması alabildiğine yansımıştır dizelerine. Kıyı’nın Mart 2000 sayısında top-lumsallığın şiire yansıması üzerine görüşlerini açıklar: “12 Eylül öncesinin karanlık günlerini anımsayın. Faşist saldırılar kol geziyor. Ölüm pusuda. İnsanlar sokaklarda takır takır vu-ruluyor. Akşam eve dönüp dönemeyeceğimiz bile kuşkulu... Günlerden 24 Mart 1978... Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün öldürüldüğünü haber veriyor öğle ajansı. Kulaklarıma inanamıyorum. Onulmaz acılar içindeyim. ‘Giderayak’ şiiri işte bu sancılı or-tamda, sanki kendiliğinden dökülüyor dudaklarımdan...”:


Umudu öldürüyorlar yavrum
baharda kuşları
balaban düşleri öldürüyorlar
yalansız gülüşleri
balözü öpüşleri öldürüyorlar


En güzel şeyleri öldürüyorlar yavrum
kitapları ve çocukları öldürüyorlar

(Giderayak)


Acının Külrengindeki şiirler, ülkenin ve şairin yaşamından damıtılmış acıların özeti gibi de okunabilir. Attila Aşut’u gençlik yıllarından, Trabzon’daki etkinliklerinden bugüne adım adım izleyen şair Nuri Aksakal, bir değerlendirmesinde, şairin “acı” izleğini nasıl açım-ladığını belirtir: “Ben Attila Aşut’u 60’lı yılların başında tanıdım. Bir avuç meraklı, he-yacanlı, soran, sorgulayan gençtik... Yön dergisi çıkmaya başlamıştı. Sonra Varlık, Yeditepe, Türk Dili dergileriyle tanıştık... Benim ilk ustam, öğretmenim Attila Aşut’tur. Kıyasıya eleştirirdi bizi. Bir sözcük üzerine dakikalarca konuşurdu... Sonra aradan yıllar geçti. Her birimiz bir yana savrulduk. Sonra Attila ile Ankara’da yeniden buluştuk. O, Trabzon’da olduğu gibi, Ankara’da da ‘ güzele düşman’ yaratıklarla savaşımını sürdürüyor.

Attila Aşut, kanayan, yaralı bir şiirin ardına düştü; acının şiirini yazdı. Hem de doludizgin ve kesintisiz...“Acının Külrengi”, aslında Aşut’un kendi rengidir...”(Şiir Akşamları ll, Makine Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Yayını, Ankara, 1999)

Kitabın üçüncü bölümünü oluşturan “Şiirin Rengi ”ne, dört damıtılmış şiirini almış Attila Aşut. XVl bölümden oluşan ilk şiir (Şiirin Rengi), Türk şiirine emek vermiş şairlere bir saygı duruşu aynı zamanda... Dağlarca, Ruhi Su, Cahit Külebi, Ceyhun Atuf Kansu, Behçet Necetigil, Ece Ayhan, İlhan Demiraslan, Hasan Hüseyin, Metin Demirtaş, Yaşar Miraç, Ahmet Erhan, Ahmet Telli, Metin Altıok, Nâzım Hikmet, şiirin renginden, şairin yüreğinden damıtılmış dizelerde Attila Aşut’a düşünsel ve şiirsel yoldaşlık yapıyorlar.


Vlll. şiir, İlhan Demiraslan’a adanmış:


Sessiz bir çığlık mıydı uzaklarda,
“Eller Ekmeğe Doğru” ve “İncir Ağacı” ?
Küskün gitti dünyaya İlhan Demiraslan,
Sol ciğeri üzerinde hep o sancı.


Sığındığı ebruli kıyılarda,
“Acının Uçları”nda yaşadı.
Ve öldü “Trabzon’da Son Argonot”,
Ölümün rengi oldu adı.


Attila Aşut, bütün ömrünce sosyalizm mücadelesinin ardından koştu; eşitlikçi, yaşa-nası özgür bir dünya için gazeteciliğe yüreğini koydu. Çok sevdiği şiir, bu yüzden zaman zaman arka planda kaldı. Yine de kırk yılın şiirleriyle çıkageldi o düş ülkesinden, yaralı şiirlerle selamladı okurunu.

Attila Aşut, Trabzon toprağının yetiştirdiği önemli kültür insanlarından biridir.


Dışarıda kirletilmiş bir bahar
Yüzümde devedikenleri
Binmeliyim şiirin mavi trenine,


diyen Attila Aşut’a daha nice şiirsel yolculuklar... Şiir treni hiç durmasın...



yaralı şiir


Şiirim yaralıdır
Çünkü yaralıdır yurdum.
Kınalı kuzularım
-Kızlarım
Oğullarım-
Yaralıdır.


Denizlerim kurudu
Gemilerim battı
Tayfalarım yaralıdır.


Uzun yol yorgunuyum
Söz verdim/
Dönüp bakamam geriye
Çocukluğum yaralıdır.


Genç ölülerin yaşamından çaldık
Düşenlerin ömrü eklendi ömrümüze
Ölenler niye öldü?
Biz niye hayattayız?
Sorularım yaralıdır.


Köprüleri attım
Gemileri yaktım
Atları vurdum
Gençliğim, umudum yaralıdır.

Karanlık bir kuyudayım
Kovam boş/
Su çekmiyor çıkrığım
Yaralı bir ömrün ortasında
Kanıyor şiirim ve yurdum.


attila aşut

(Attila Aşut, Acının Külrengi, Serander Yayınları, Trabzon, 2001)

Kıyı, Mayıs-Haziran 2008 ,Sayı:202

Hiç yorum yok: