18 Ekim 2025 Cumartesi

Dergilerin Bir Hikayesi Vardır


DERGİLERİN BİR HİKÂYESİ VARDIR...

 

Bende dergi merakı, edebiyat dergisi izleme, okuma tutkusu ne zaman başladı... Zamanın eğri büğrü yollarında dergilere sevdalı serüvenime doğru bir yolculuk yapmam gerekiyor bu soruya yanıt bulmak için.

Milliyet gazetesi 1970'li yılların sonlarına doğru "sanat" eki veriyordu. Gazete sayfası boyutunda olan "Milliyet Sanat" eki önceleri gazetenin içinde bir sayfaydı; katlanıp bıçakla kesilince dergi halini alıyordu. Dedemin atölyesine her gittiğimde gazeteye bir göz atarken eki de merak edip okumaya başlamıştım. 1970'lerin hızla değişen toplumsal atmosferinde daha çok "siyasi" dergiler ilgimi çekiyordu. Şimdi burada adlarını sayamayacağım kadar çok "fraksiyon" dergisi çıkıyordu 1970'lerde. Bizi daha çok siyasi dergiler heyecanlandırıyordu. O yüzden sadece "Milliyet Sanat" ekini şöyle bir okumuşluğum vardır 1970'lerin ikinci yarısını geçerken.

Yıl 1978 olmalı... Trabzon’da Uzunsokak'ta yeni açılan Barış Kitabevi'nde Yılmaz Güney'in "Güney" dergisine rastlıyorum. "Güney"i takip etmeye başlamıştım. Bana göre "siyasi" bir dergiydi. Barış Kitabevi'nde başka sanat-edebiyat dergilerini de görmüştüm ne var ki ilgimi çekmemişti o yıllarda.

Dönemin etkili dergilerden biri de "Sanat Emeği" idi. İlk sayısı Mart 1978'de çıkmıştı. Yıllar sonra Beyoğlu'nda Sahaf Festivali'nde takım halinde "Sanat Emeği"ne rastladım bir sergide. Sahaf o zamana göre yüksek fiyat söyleyince almaktan vazgeçtim.

1980'li yıllardan bu yana dergilerin tutkulu bir izleyicisiyim. Belli başlı edebiyat dergilerini 40 yıldır okurum, biriktiririm. "Sanat Emeği" dergisinin de eksikliğini her zaman hissederim. 1970'li yılları incelemede kaynak oluşturabilecek bir birikime sahiptir. O gün Beyoğlu'ndaki sahaftan "Sanat Emeği" takımını almadığıma çok pişman olmuştum. Aradan nice zaman geçti dergi hep aklımdaydı.

Öyle dergiler vardır ki bir dönemi anlamak için sıkça o dergilere başvurmak durumundasınız.

"Militan" dergisi de 1970'li yılların başlarında devrimci sanat- edebiyat anlayışıyla yola çıkan bir dergiydi. 18 sayı çıkan bu dergiyi de edinememiştim. "Militan" dergisi de kütüphanemde olsa ne iyi olurdu.

Şair arkadaşım Çağın Özbilgi, geçen gün Facebook sayfasında "Ludingirra" dergisinin kapaklarını paylaşınca ilgimi çekti bu genç şair arkadaşımın dergi tutkusu. O da benim gibi iflah olmaz bir dergi izsürümcüsüydü demek ki. Çağın'la epeyce söyleştik eski dergiler üzerine. Ona "Sanat Emeği" ve "Militan" dergilerinin tüm sayılarını aradığımı söyledim. Çağın, sağolsun hemen linklerini gönderdi. Bu tür "nesli tükenmiş dergiler"i internette ancak belli başlı sahaf sitelerinde bulabiliyorsunuz; o da "fahiş" fiyata. Ben de öyle yaptım hem "Sanat Emeği" dergisinin takımını hem de "Militan" dergisinin bütün sayılarını sipariş verdim. Çağın en ucuz dergileri bulmuştu benim için internetten.

"Sanat Emeği" dergilerim bir günde geldi. Demek İstanbul'da, yakın bir sahaftaymış. 31 sayı takım halinde ama ciltlenmemiş. Ne var ki Temmuz 1978, 5. sayının kapağı yoktu. Artık o kadar kusur da olsundu. Dergiler bir kitabevinin ya da sahafın deposunda yıllarca kalmış anlaşılan. Her tarafı kitap tozuyla sararmış solmuştu. Eh aradan 41 yıl geçivermiş onca zamana iyi dayanmış dergiler. Dışı ve kenarları solgun da olsa "Sanat Emeği"nin içi pırıl pırıldı.

Çıktığı yıllarda okuyamadığım "Sanat Emeği" dergisini 41 yıl sonra okuyacağım, inceleyeceğim. Belki birkaç ilginç konu bulup izini sürerim. Sonuçta bir dergi okuma şöleni beni bekliyor.

"Sanat Emeği"nin son sayısı, 31. sayısı Eylül 1980'de çıkmış. 12 Eylül Faşist darbesiyle derginin yayın hayatı şrakk diye kesilmiş... 12 Eylül'ün kültüre, sanata, kitaba, dergilere zulmü saymakla bitmez. "Sanat Emeği"nin Ekim 1980, 32. sayısının çıkamaması, 41 yıl sonra da akılda tutulması gereken bir hesaplaşmadır.

1970'lerin kallavi edebiyat-sanat dergisi "Militan" da kargodan gelince onunla ilgili küçük bir serüvenimi anlatacağım.

Dergilerin de bir hikâyesi vardır hayatımızı sürükleyip götüren anılar boyunda...

 



 

Yılmaz Güney'e Adanmış Şiirler

 

YILMAZ GÜNEY'E ADANMIŞ ŞİİRLER

ALİ MUSTAFA


          Yılmaz Güney, ardında birbirinden değerli filmler, kitaplar bırakarak genç yaşında ayrıldı bu dünyadan. Öldüğünde 47 yaşındaydı. Yılmaz Güney üzerine birçok araştırma yapıldı, makaleler, kitaplar yazıldı, belgeseller çekildi, hatta romanı yazıldı. 2021'de, ölümünün 37. yıldönümünde bu değerli sinema ve edebiyat insanını onun için yazılmış şiirlerle anmak istedik.

       Yılmaz Güney için yazılmış şiirlere, bu yazı bağlamında ulaşmaya çalıştım, birçoğunu da derledim. Şiirlerin künyelerini de vermek istedim araştırmacılara kaynak olsun diye. Çoğu şiirin kaynakçasına da ulaştım sayılır; biri hariç; Ataol Behramoğlu'nun şiiri. Ataol Behramoğlu'nun e-postasına bir ileti yazdım:

 “Sevgili Ataol Ağabey...
        Yılmaz Güney için bir çalışma yapıyorum. Sizin 'Yılmaz Güney İçin' adlı şiirinizin künyesi gerek.

       Bu şiiriniz hangi kitap ve dergide çıktı ilkin? Ayrıntılı bir kaynakça yazarsanız çok sevinirim.
       Sevgi ve iyi dileklerimle...”

Ataol Behramoğlu'nun verdiği yanıt ilginçti:
      “Merhaba Ali Mustafa, bunu ne yazık ki hatırlamıyorum. Fakat hakkımda bir kitap yayınlamış olan Figen Yılmaz belki yardımcı olabilir.”

 Bunun üzerine Ataol Behramoğlu hakkında tez hazırlayan ve bu çalışmasını Tekin Yayınevi'nden çıkaran akademisyen Figen Yılmaz'a bir ileti yazdım. Ataol Behramoğlu üzerine yaptığı çalışmada bu şiire rastlamadığını belirtti Figen Yılmaz.

 İlginç bir durum.  Kitaplara alınan, çok bilinen bir şiir hakkındaki bilgiler buharlaşıp uçmuştu...

Ataol Behramoğlu'nun “Yılmaz Güney İçin” adlı şiirine dair bilgiye ulaşmak amacıyla bir de araştırmacı Tahir Yüksel'in kitabına bakalım. Adana Büyükşehir Belediyesi'nin yayımladığı

Tahir Yüksel'in kapsamlı kitabında Ataol Behramoğlu'nun şiirine 112. sayfada yer verilmiş.

Ataol Behramoğlu'nun Yılmaz Güney'e adadığı şiiri, Altan Yalçın'ın “Yılmaz Güney Dosyası I” adlı kitabının arka kapağından almış Tahir Yüksel. Tahir Yüksel, 2017 yılında Ataol Behramoğlu'na şiirin çıktısını gösterip imzalatmış ve öylece “Karanlıktaki Işık Yılmaz Güney” kitabında yer almış şiir.

Yılmaz Güney daha yıllar boyunca üzerine araştırmalar yapılacak, belgeseller çekilecek derinlikte bir sanatçı. Onun sinemacı yönüyle at başı giden edebiyatçı kişiliği şairleri, yazarları kendine çekiyor.

Yılmaz Güney insanın içine işleyen yapıtlarıyla baştan bir şair aslında. Toplumların kalbini anlatan bir destancı, çağdaş bir Homeros.

Yılmaz Güney'e şiir adayan şairlere selam olsun.

Yılmaz Güney’e adanmış şiirler

YILMAZ GÜNEY İÇİN

Bütün halklar gibi güzel olan halkımız
Sende kendini görüyor, var olduğunu
Ve bu çocuk gibi sevindiriyor onu

Halkımızın hareketleri
Yansıyor senin hareketlerinde
Gülmesi, konuşması, yürümesi

Seni yok saymak için cüceler
Uğraşadursunlar
Sen varsın. Çünkü Türkiye var.

(1973)

ATAOL BEHRAMOĞLU

 

YILMAZ GÜNEY DOĞU’YA

O da herkes gibi geldi dünyaya
Kapkara bir üçgenden kapkara bir kare
Ne yazıldı üstüne o kazılacak…
Kandan davalar, davadan kanlar
Mahpuslar azatlar azaplar
Voltalar votkalar simitvetsonlar
Curalar bakaralar simitvetsonlar
Çocuklar çocuklar halklar…

Öyle bi dikildi ki havaya
O canhıraş zurna
O kapkara karadev bir yıldırım
Kızıl bir filim çıktı ortaya…
Yetmez cirmin bre ıskatçı
Sığmaz o kazdığın çukura
O fildişi fil
Hortumu kaldı baksan ya dışarıda!

CAN YÜCEL

* Can Yücel, Güle Güle / Seslerin Sessizliği, Doğan Kitap, İstanbul, 1993.

 

 YILMAZ GÜNEY İÇİN

Utkular alkışlar içinde ölmeye
Mis kokular biriktirenler var
Suretini gölgeni yağmalayanlar mı
Sana adaletsiz ölümü bıraktılar?

Üstüne küller serpilmiş
Şu kalabalıktan birine
Sorulsa adın
Kaldırır mı ellerini yukarı
Ağlar mı
Öfkelenir bağırır haykırır mı
Yoksa
Yoksa dertop korkunun alnacında
Susar mı

 Sen ki Paramunt Pikçır'la girmedin
Yıkıp Klarkını güzelliğine nazına
Sıcak esmer sevgiyle düşlerinde
Senin ulaşılabilirliğine sığındılar

Kaz adımlarıyla dolaşılan medyada
Yer yoktu sana
Yıldızın zındana gurbete düştü
Ölüm de o bildiğimiz ölüm değil şimdi
Lekeler bereler taşıyor adaletinde

Kara bir perde çekilip alkışlarının üstüne
Sevgi geçitlerin kapatılıyor
Bir var ki
Daha yıkılmadı sevginin adaleti
Seni seviyoruz

 GÜLTEN AKIN

*Gülten Akın, Toplu Şiirler 1956-1991, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996.

 

YILMAZ GÜNEY

I
Eskiden. Ama çok eskiden bilirsin,
Dostluklar vardı güzel arkadaşlıklar
Şimdi büyülü bir ağaç gibi durur uzakta
Kurumuş. Ve seslerimiz kalmış yalnız orada

2
Gençlik. O güzel günler geldi aklıma
Bak ne diyeceğim sana dinle beni
Yiğidin sevdiği esmer olursa
Adana’da Ferda’yı gördüm yalan mı

3
Yenice toprağından kırmızı gülü
Ve söğüt yaprağından ince acısı
Oturdu yanına büyük çınarın
Yüzünde eski günlerin öyküsü vardı

4
İstanbul. Yine geldi güzelim bahar
Bir çiçek demeti gönderiyorum sana
Papatyalar gelincikler zakkumlar
Ve Paris o kadar uzak ki bana

NURER UĞURLU

* Nurer Uğurlu, Broy, Ekim 1986, Sayı: 12.

 

YILMAZ GÜNEY

 

Sarılık olunca
"annem sana iyi bakar" deyip

evlerine taşıdı beni.

Annem gelip

konuştu annesiyle,
anlamadım Kürtçe sözlerini.

Sarılıp ağlaştılar,

kendimi tutamadım sonunda.

İşten sarhoş döndü Yılmaz;

patronunun kızına,
yine kendisini sevdiğini söyleyememiş.

Gitmiş duvara karşı içmiş meyhanede

diplediği her bardakta,
kızı düşünerek.

Kusarken

gövdesinin seyirmesini hissettim elimde.

Üst katta yatıyordu Güllü Teyze,

duymasından çekinerek konuştu:
"sarılığa yakalanmamak için

bütün gün tulumba tatlısı yedim."

Gülmeye başladık;

uyuyana dek,
gülüşümüzden sallanıp durdu gecekondu.

 

NİHAT ZİYALAN

 

* Nihat Ziyalan, Eve Götür Beni Nehir, Ve Yayınları, İstanbul, 2018.

 

 RESMİNDİR

 

Yılmaz Güney’e

 

Resmindir, çatılmış kaşlarında yalınkılıç bir öfke
                
                  
sevdamızın engelinde at koşturan

 umarsızlığın bozkırında birdenbire

                  nisan yağmurları güzelliğinde çatırdayan

 

Resmindir, ağzı durup kır saçlarıyla konuşan bilge

boynu bükük bir türküsün ilkyazdan

mor kâküllü dağlı rüzgârların konuğusun

yaralı bir şahansın konduğun yerde

 

Resmindir, gülüşün kimleri ısıtmaz, kimleri sevindirmez

yüzün esmer toprağındır, boynun buğday sapı gibi ince

kavruksun, bitkinsin aslanım, halkın oğlusun

karşında karanlık, kurnaz bir gece

 

Resmindir, ödünsüz sevmelerin sancılı öyküsü

sakınırsın gülünü, ölümün önüne geçersin

ayrılık biner dalına, belanın türlüsü

yalnızsın, hırçınsın, acemisin

 

Resmindir, can evinden soluyan acıların çizgisi

uğultulu bir kent, umutlar harmanı bir ülke

hüzünle törpülü bakışlardan elde kalan

kan tüküren delikanlı ezgisi

 

Resmindir, yok artık çarpılandı boydan boya

yaşamın yüzüne vurulan kara gibi

resmindi duvarlar boyu ışık, aşina bir ses

şiirimin can suyuna usulca katıldın

kentin orta yerinde yalnız değilim

çokluğun bana geçti, tüm sesleri yüklendim

Al bir karanfil takıp geçmekteyim önünden

 

AHMET GÜNBAŞ

 *Ahmet Günbaş, Gecenin Neresindesin?, Dönemeç Yayınları, İzmir, 1986.

 

ÇOCUKLUĞUN ATLARIYLA PARİS

‘üç bilinmeyenli eşitsizlik sistemleri’yle
özgürlükten alınmış söylenceler kırlangıcı                                                    
çocukken kimsenin atı olmamaya karar vermişti
şimdi çocukluğunun atlarıyla paris’te

‘soba, pencere camı ve iki ekmek istiyoruz’
roman sayfalarından hayata düşürülen çığlık
‘selimiye mektupları, sanık, salpa, hücrem’
adanmış bir ömrün yürek uçları

pamuk tarlalarında kopan film şeridi
çukurova’nın ‘endişe’si, atarabacı cabbar’ın ‘umut’u
doğu’dan göçerlerin, yurtsuzların ‘sürü’sü                                                                         
bir uçtan bir uca ülkesi sinemasında ‘yol’

iri kehribar gözlerinde hüzünlü bir coğrafya

öldü ölümsüzlüğü deneyerek gülüşü kaldı bizde
başucunda tekerlekli sandalyesiyle tanilli
bu filmin donan son karesinde bir dosta dokunuş

 ALİ MUSTAFA

* Ali Mustafa, Çağdaş Yangınlar, Cem Yayınevi, İstanbul, 1992.

 

YILMAZ GÜNEY

Seni bir unutuşa gömdüler de
Dünyanın en ıssız burçlarından
Gönlümün kızoğlankız
Göğüne
Sevdalı bir pankart
Gibi gülüşün
Ve siteminle çizdiğimi
Unuttular
Nice yıldır yalnızlığım
Var oluşum seni

DURAN AYDIN

* Duran Aydın, Hayatı Yeniden Denemeye, Özgün Yayınları, 1998.

 

 DÎWAR*

              Katkım olan her filmde benden bir parça mutlaka vardır**

1

Siverek’ten Strasbourg’a bir elin insan bir elin kavgaydı senin

çok döküldün çok öldün de neyse ki hep ayakta kaldın
insan elin Salpa kavga elin daîmî bir Sanık’tı aslında

yıllar var Umut derim Hücrem derim Boynu Bükük Öldüler derim

seni bana kim sorsa--sahi, aşk gibi devrim de gözle yazılabilir kimi!

Pozantı’dan Paris’e bir gözün çocuk bir gözün çıngıraktı senin

çok gittin çok yenildin de kendini dağlara bağırmak kadar az sandın

Kürtçe söylenmiş öyle bir söz duydum ki senden sonra

bu söz yedi kilit yedi anahtar sanki senin ağzının iklimi:

Ser çiyan ji me ra cennete emrê min canê te!***

2  

Doğu ve zaman her ikisi de dîwar ve yara oralarda hâlâ

iklimlerin alışkanlığından biliyorum--her güne bayram deme!
kendinin mahkûmu bir sessizliktir Fırat en çok da kendine akar

sorma söylemez: Dicle, iki kalp üç kelâm onun gece öldüğüdür!

Ha onbir ha altı ne farkeder, bazen tek bir mahkûm bile her şeyi anlatır

tıpkı sen gibi--sahi, dağ imgesi annene yaslanıp en son ne zaman ağladın!

yerin göğe ağlamış hâli diyorlar Yol’a buralarda.

 

3

Âh, bir ömrü üçe bölmenin zamanı şimdi: Canân, can, ân!

Ömür ki aşkta eksilme, uzakları uzaklara ilikleme sanatı--
yüzümü hep dolaşık aynalarda yıkadım demek, bilemedim kendimi--

negatiflerim depolarda çürüdü mürekkebim kalemimde kurudu

ben de bilmiyorum ki Hüseyin--suç ne, hâlâ ne suç işlediğimi!

4

Susarken imge konuşurken metafordur ya insan

âh, senin imgelerin metaforların ki herkesten üç fazla
insan insanı kapalı mekânlarda anlarmış anbean

senin ömrün acı aşk ve sinema dâhil hep kapalı mekân

seni çok kendimi çok sevdim dersem inanma--üç şey

kadın aşk ve sinema kalbin yılanı doğuştan yalan!

De ki ben Bir Çirkin Adam, ben Umut gibi bir Canlı Hedef

Père Lachaise dâüssıla uzaklara gömülme mezarlığıdır

Acı
’dan Umutsuzlar’dan Ağıt’tan Baba’dan Arkadaş’tan hiç anlamaz!

5

Haklısın, tek kişi olmanın imkânı dağlardır ama

kadın aşk ve sinemasız tek kişi olmak da şehirlere yaban--
Unutma, Türkçe ya da Kürtçe aşkı ve sinemaları Allah seslendirir

âh, bakayanlış ve yapayalnız kaldığında

sakın ha silâhını şakağına dayayıp da bir başına ağlama!

6

Sevap ya da günah herkeste hakkı/n/m var--bak, hepsi sıra sıra: 

Kalbin sıra: İçindeki sinemalara gitsem, her filmin göçebe şiir bana!
Gözün sıra: Aşkı ya gözle yakala ya silâhla mı dedin--âh, ikisi de bir yerde silâh!

Ağzın sıra: Söz dediğin bal da olabilir zehir de, diline git ve vur onunla!

Elin sıra: Halka halka olur da meydanlara çıkardık ya, elleri ve sosyalizmi anla!

Aklın sıra: İhtiyaçları vardır, ver onu para babalarına ve ahmaklara!

—Oğluma ve kızına modern masallar anlat da şairim

Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz!
ritüelini kimseye anlatma!

7

Bir eylül akşamıydı toprak yorgun gök rezil sinemalar eklem yeri

yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil menziller ters dönmüş Mem û Zîn’di
gözyaşı oldum mendil oldum menzil oldum da vurdum kendimi--

ikizim kendimdi Kejê sevgilim, sol göğsüm toprağın gelini

vurduklarım At Avrat Silâh ne aşka ne kendime yetti

dağ talanı bir Seyyit Han gittim bir daha bir daha vurdum kendimi-- 

Bicrînê ya binvînê!****

*) Bir yanım kirli soğuk beş öykü gibi Sartre, bir yanım mavi dev yumruk bir şiir
Attilâ İlhan. Hayat bir sana bir bana bakardı o vakit; âh, şimdi tüm bakmalar Duvar!

**) Yılmaz Güney (Urfa, 1 Nisan 1937 – Paris, 9 Eylül 1984). Âh, Père Lachaisebir mezarlık olabilir belki, pelikülü kan olan hiçbir ölüm ölüm değil!
***) Ama dağ başı bize cennettir ömrüm canına kurban!

****) Ya bağır bir ses ver, ya da uyu hadi!

 

HÜSEYİN ALEMDAR

 *Hüseyin Alemdar, "Dîwar", Yasakmeyve, Temmuz-Ağustos 2009, Sayı: 39.




 

 


 

BİR ŞİİRDEN BİR DOSTLUĞA


 


Bir Şiirden Bir Dostluğa*

 ALİ MUSTAFA

 

      Şiirin ilginç yolculukları vardır kimileyin. Eski TDK’nın yayın organı Türk Dili’nin Ekim 1981, 358. sayısında “Gülinsan” adlı şiirim çıkmıştı. Bu şiir, birçok genç şairle tanıştırmıştı beni. Türk Dili, o sayısında “Genç Ozanlar” diye bir bölüm ayırmıştı gençlere.

Aynı sayfalarda şiirleri yayımlanan adlara  bir daha bakıyorum:

Haydar Ergülen, Uğur Önal,  Mustafa Dertli, Ramis Dara, Tahsin Şentürk, Aziz Sıvaslıoğlu, Mustafa Bülbül, Halil Köksel, Murat Özturanlı, Mehmet Kök...

Bu genç şairlerin yıllar içinde değişik edebiyat serüvenleri olmuştur.

Eleştiriye yönelen, bu alanda önemli yapıtlara imza atan Ramis Dara  Akatalpa dergisinin yönetmenidir şimdilerde...

Şiirlerini uzun süre ilk adıyla yayımlayan Mustafa Dertli (bugünkü adıyla Mustafa Emre) Adana’da Turunç dergisini çıkarıyor arkadaşlarıyla.

Haydar Ergülen, 80 Kuşağı’nın anılan şairlerinden biri oldu, günümüzde şiirimizin verimli adlarından.

Diğer şairleri edebiyat dergilerinden izliyoruz. Bir iki ad şiiri bırakmış olabilir.

Buradan sözü şuraya getirmek istiyorum. O dönemdeki edebiyat dergilerinin bir ağırlığı vardı. Sayfalarında gençlere alabildiğine yer verirlerdi. Bir bakıma okul gibiydi o dönemlerin dergileri.

Türk Dili dergisinin 358. sayısını 32 yıl sonra yeniden okuyunca Mustafa Dertli’yi anımsadım. 1980’lerin başında Adana’da şiir sıcağı estiren şairler vardı: Mustafa Dertli, Duran Aydın, F. Kadri Gül ve Çetin Boğa... Yüreklerini koyup o zor koşullarda Akdeniz adlı bir “seçki” çıkarmışlardı. 12 Eylül’ün baskıları o yıllarda dergi çıkarılmasına izin vermiyordu. Adı “seçki” olan yayınlarda yine de şiirlerimizi yayımlıyorduk. O dönem yayımlanan şiirlerin çoğu bu baskılara karşı şiirce bir duruştur.

Yıllar sonra Akdeniz seçkisinin sayfalarını karıştırınca  eski dostlarımla karşılaştım. Gerçekte onlarla hiç yüzyüze gelmemiştim. Yalnızca Çetin Boğa’yla önce mektuplarla başlayan bir dostluk oluşmuştu aramızda. Şiirin dostluğu... Onun bir Trabzon yolculuğu olmuştu 1983’te, sonra ben Adana’ya gidivermiştim 1984’te...

Sonra aradan yıllar geçiverdi. Hayat her birimizi bir yana savurdu. 30 yıldır arkadaşlarımın izini kaybetmiştim. Sonunda sanal dünyada yeniden buldum dostlarımı: Mustafa Dertli, Feyyaz Kadri Gül, Duran Aydın, Çetin Boğa...

Duran Aydın, Adana’da Çağdaş Yaşam’ı çıkarıyor arkadaşlarıyla. Kıyı’nın 5. mevsiminde Adana’nın kültür sanat nabzını tutan özgün denemelere imza atıyor, şiirler yazıyor.

Mustafa Emre 1981’den bugüne şiirini geliştirdi, birçok şiir kitabı yayımladı. Şiirin dert görmesin Mustafa Dertli (Mustafa Emre)...

O günlerin yaşanmışlıkları güzel anıları çağrıştırıyor şimdi.          

 

BOYUTLAR

 

Gün iner yağmurca

Döşüne toprağın

Düşersin kırgın

Nerede ışığın.

    Kaygılı yüzün al mor
   
Yıldızların damlar
    Mayalayıp kardeşliği

    Beynime, yüreğime.

 

Arı bir su mudur

Susamış kuşlara

Solmuş otlara

Can veren sessizliğe?

 

Emeğin alnı ak

Terleyen yaşamdır

Birikir ellerimizde

Türkülerden akar.

 

Diner eski ağıtlar

Savurup küllerini

Gülümser sevince

Siner dağa taşa.

 

Ak, pembe badem dalları

Tellenir duvaklanır

Buğulanır erincimiz

Direncimizin ardından. 

 

Yorgun bahçelerde

Top top güller

Gülerler al al

Ağaran yücelerde.

 

Göz göz yakutlarda

Bir yeryüzü kilimi

Dokunur umutlarda

Açılır sevgi sevgi. 

 

MUSTAFA DERTLİ

 

(Mustafa Dertli, Boyutlar, Türk Dili, Ekim 1981, Sayı: 358)

 

GÜLİNSAN

Bir gün bir kente bir atlı geldi
Yüzünde yüzlerce yıllık yol ağrısı

Yine de gülyüzdü

Kör güneşin altında


Bir gün bir kente bir atlı geldi
Bir de baktı ki yeryüzü gülsü
Eğildi bir gül koparmaya
Kıyamadı

Bir gün bir kente bir atlı geldi
Bir de baktı ki yeryüzü ışıksı

Uzandı ışıktan bir tutam çıkarmaya

Kıyamadı

Bir gün bir kente bir atlı geldi
Bir de baktı ki gülinsanlar

Eğilirler gül koparmaya

Bakamadı

Bir gün kente bir atlı geldi
Atı al güldü kendisi

Kent kent olalı

Görmemişti böyle gülinsan

ALİ MUSTAFA

(Ali Mustafa, Gülinsan, Türk Dili, Ekim 1981, Sayı: 358)

 
*Ali Mustafa, Bir Şiirden Bir Dostluğa, Kıyı, Mart-Nisan 2013, Sayı: 282