YILMAZ GÜNEY'E
ADANMIŞ ŞİİRLER
ALİ MUSTAFA
Yılmaz Güney, ardında birbirinden değerli filmler, kitaplar bırakarak
genç yaşında ayrıldı bu dünyadan. Öldüğünde 47 yaşındaydı. Yılmaz Güney üzerine
birçok araştırma yapıldı, makaleler, kitaplar yazıldı, belgeseller çekildi,
hatta romanı yazıldı. 2021'de, ölümünün 37. yıldönümünde bu değerli
sinema ve edebiyat insanını onun için yazılmış şiirlerle anmak istedik.
Yılmaz Güney için yazılmış şiirlere, bu yazı
bağlamında ulaşmaya çalıştım, birçoğunu da derledim. Şiirlerin künyelerini de
vermek istedim araştırmacılara kaynak olsun diye. Çoğu şiirin kaynakçasına da
ulaştım sayılır; biri hariç; Ataol Behramoğlu'nun şiiri. Ataol Behramoğlu'nun
e-postasına bir ileti yazdım:
“Sevgili Ataol Ağabey...
Yılmaz Güney için bir
çalışma yapıyorum. Sizin 'Yılmaz Güney İçin' adlı şiirinizin künyesi gerek.
Bu şiiriniz hangi
kitap ve dergide çıktı ilkin? Ayrıntılı bir kaynakça yazarsanız çok sevinirim.
Sevgi ve iyi
dileklerimle...”
Ataol Behramoğlu'nun
verdiği yanıt ilginçti:
“Merhaba Ali Mustafa,
bunu ne yazık ki hatırlamıyorum. Fakat hakkımda bir kitap yayınlamış olan Figen
Yılmaz belki yardımcı olabilir.”
Bunun üzerine Ataol Behramoğlu hakkında tez
hazırlayan ve bu çalışmasını Tekin Yayınevi'nden çıkaran akademisyen Figen Yılmaz'a
bir ileti yazdım. Ataol Behramoğlu üzerine yaptığı çalışmada bu şiire rastlamadığını
belirtti Figen Yılmaz.
İlginç bir durum. Kitaplara alınan, çok bilinen bir şiir hakkındaki
bilgiler buharlaşıp uçmuştu...
Ataol Behramoğlu'nun “Yılmaz
Güney İçin” adlı şiirine dair bilgiye ulaşmak amacıyla bir de araştırmacı Tahir
Yüksel'in kitabına bakalım. Adana Büyükşehir Belediyesi'nin yayımladığı
Tahir Yüksel'in
kapsamlı kitabında Ataol Behramoğlu'nun şiirine 112. sayfada yer verilmiş.
Ataol Behramoğlu'nun
Yılmaz Güney'e adadığı şiiri, Altan Yalçın'ın “Yılmaz Güney Dosyası I” adlı
kitabının arka kapağından almış Tahir Yüksel. Tahir Yüksel, 2017 yılında Ataol
Behramoğlu'na şiirin çıktısını gösterip imzalatmış ve öylece “Karanlıktaki Işık
Yılmaz Güney” kitabında yer almış şiir.
Yılmaz Güney daha yıllar
boyunca üzerine araştırmalar yapılacak, belgeseller çekilecek derinlikte bir
sanatçı. Onun sinemacı yönüyle at başı giden edebiyatçı kişiliği şairleri, yazarları
kendine çekiyor.
Yılmaz Güney insanın
içine işleyen yapıtlarıyla baştan bir şair aslında. Toplumların kalbini anlatan
bir destancı, çağdaş bir Homeros.
Yılmaz Güney'e şiir
adayan şairlere selam olsun.
Yılmaz Güney’e adanmış şiirlerYILMAZ GÜNEY İÇİN
Bütün halklar gibi güzel olan
halkımız
Sende kendini görüyor, var olduğunu
Ve bu çocuk gibi sevindiriyor onu
Halkımızın hareketleri
Yansıyor senin hareketlerinde
Gülmesi, konuşması, yürümesi
Seni yok saymak için cüceler
Uğraşadursunlar
Sen varsın. Çünkü Türkiye var.
(1973)
ATAOL BEHRAMOĞLU
YILMAZ GÜNEY
DOĞU’YA
O da herkes
gibi geldi dünyaya
Kapkara bir üçgenden kapkara bir kare
Ne yazıldı üstüne o kazılacak…
Kandan davalar, davadan kanlar
Mahpuslar azatlar azaplar
Voltalar votkalar simitvetsonlar
Curalar bakaralar simitvetsonlar
Çocuklar çocuklar halklar…
Öyle bi
dikildi ki havaya
O canhıraş zurna
O kapkara karadev bir yıldırım
Kızıl bir filim çıktı ortaya…
Yetmez cirmin bre ıskatçı
Sığmaz o kazdığın çukura
O fildişi fil
Hortumu kaldı baksan ya dışarıda!
CAN YÜCEL
* Can Yücel, Güle Güle / Seslerin Sessizliği, Doğan
Kitap, İstanbul, 1993.
YILMAZ GÜNEY İÇİN
Utkular
alkışlar içinde ölmeye
Mis kokular biriktirenler var
Suretini gölgeni yağmalayanlar mı
Sana adaletsiz ölümü bıraktılar?
Üstüne
küller serpilmiş
Şu kalabalıktan birine
Sorulsa adın
Kaldırır mı ellerini yukarı
Ağlar mı
Öfkelenir bağırır haykırır mı
Yoksa
Yoksa dertop korkunun alnacında
Susar mı
Sen
ki Paramunt Pikçır'la girmedin
Yıkıp Klarkını güzelliğine nazına
Sıcak esmer sevgiyle düşlerinde
Senin ulaşılabilirliğine sığındılar
Kaz
adımlarıyla dolaşılan medyada
Yer yoktu sana
Yıldızın zındana gurbete düştü
Ölüm de o bildiğimiz ölüm değil şimdi
Lekeler bereler taşıyor adaletinde
Kara
bir perde çekilip alkışlarının üstüne
Sevgi geçitlerin kapatılıyor
Bir var ki
Daha yıkılmadı sevginin adaleti
Seni seviyoruz
GÜLTEN AKIN
*Gülten Akın, Toplu Şiirler 1956-1991, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996.
YILMAZ GÜNEY
I
Eskiden. Ama çok eskiden bilirsin,
Dostluklar vardı güzel arkadaşlıklar
Şimdi büyülü bir ağaç gibi durur uzakta
Kurumuş. Ve seslerimiz kalmış yalnız orada
2
Gençlik. O güzel günler geldi aklıma
Bak ne diyeceğim sana dinle beni
Yiğidin sevdiği esmer olursa
Adana’da Ferda’yı gördüm yalan mı
3
Yenice toprağından kırmızı gülü
Ve söğüt yaprağından ince acısı
Oturdu yanına büyük çınarın
Yüzünde eski günlerin öyküsü vardı
4
İstanbul. Yine geldi güzelim bahar
Bir çiçek demeti gönderiyorum sana
Papatyalar gelincikler zakkumlar
Ve Paris o kadar uzak ki bana
NURER UĞURLU
* Nurer Uğurlu, Broy, Ekim 1986, Sayı: 12.
YILMAZ GÜNEY
Sarılık olunca
"annem sana iyi bakar"
deyip
evlerine taşıdı beni.
Annem gelip
konuştu annesiyle,
anlamadım Kürtçe sözlerini.
Sarılıp ağlaştılar,
kendimi tutamadım sonunda.
İşten sarhoş döndü Yılmaz;
patronunun kızına,
yine kendisini sevdiğini
söyleyememiş.
Gitmiş duvara karşı içmiş meyhanede
diplediği her bardakta,
kızı düşünerek.
Kusarken
gövdesinin seyirmesini hissettim
elimde.
Üst katta yatıyordu Güllü Teyze,
duymasından çekinerek konuştu:
"sarılığa yakalanmamak için
bütün gün tulumba tatlısı
yedim."
Gülmeye başladık;
uyuyana dek,
gülüşümüzden sallanıp durdu
gecekondu.
NİHAT ZİYALAN
* Nihat Ziyalan, Eve Götür Beni Nehir, Ve Yayınları,
İstanbul, 2018.
RESMİNDİR
Yılmaz Güney’e
Resmindir, çatılmış kaşlarında
yalınkılıç bir öfke
sevdamızın
engelinde at koşturan umarsızlığın
bozkırında birdenbire
nisan
yağmurları güzelliğinde çatırdayan
Resmindir, ağzı durup kır saçlarıyla
konuşan bilge
boynu bükük bir
türküsün ilkyazdan
mor kâküllü
dağlı rüzgârların konuğusun
yaralı bir
şahansın konduğun yerde
Resmindir, gülüşün kimleri ısıtmaz,
kimleri sevindirmez
yüzün esmer
toprağındır, boynun buğday sapı gibi ince
kavruksun,
bitkinsin aslanım, halkın oğlusun
karşında
karanlık, kurnaz bir gece
Resmindir, ödünsüz sevmelerin
sancılı öyküsü
sakınırsın
gülünü, ölümün önüne geçersin
ayrılık biner
dalına, belanın türlüsü
yalnızsın,
hırçınsın, acemisin
Resmindir, can evinden soluyan
acıların çizgisi
uğultulu bir
kent, umutlar harmanı bir ülke
hüzünle törpülü
bakışlardan elde kalan
kan tüküren
delikanlı ezgisi
Resmindir, yok artık çarpılandı
boydan boya
yaşamın yüzüne
vurulan kara gibi
resmindi
duvarlar boyu ışık, aşina bir ses
şiirimin can
suyuna usulca katıldın
kentin orta
yerinde yalnız değilim
çokluğun bana
geçti, tüm sesleri yüklendim
Al bir karanfil
takıp geçmekteyim önünden
AHMET GÜNBAŞ
*Ahmet Günbaş, Gecenin Neresindesin?, Dönemeç
Yayınları, İzmir, 1986.
ÇOCUKLUĞUN
ATLARIYLA PARİS
‘üç
bilinmeyenli eşitsizlik sistemleri’yle
özgürlükten alınmış söylenceler kırlangıcı
çocukken kimsenin atı olmamaya karar vermişti
şimdi çocukluğunun atlarıyla paris’te
‘soba, pencere camı ve iki
ekmek istiyoruz’
roman sayfalarından hayata düşürülen çığlık
‘selimiye mektupları, sanık, salpa, hücrem’
adanmış bir ömrün yürek uçları
pamuk tarlalarında kopan
film şeridi
çukurova’nın ‘endişe’si, atarabacı cabbar’ın ‘umut’u
doğu’dan göçerlerin, yurtsuzların ‘sürü’sü
bir uçtan bir uca ülkesi sinemasında ‘yol’
iri kehribar gözlerinde hüzünlü bir coğrafya
öldü ölümsüzlüğü deneyerek gülüşü kaldı bizde
başucunda tekerlekli sandalyesiyle tanilli
bu filmin donan son karesinde bir dosta dokunuş
ALİ
MUSTAFA
* Ali
Mustafa, Çağdaş Yangınlar, Cem Yayınevi, İstanbul, 1992.
YILMAZ GÜNEY
Seni bir unutuşa gömdüler de
Dünyanın en ıssız burçlarından
Gönlümün kızoğlankız
Göğüne
Sevdalı bir pankart
Gibi gülüşün
Ve siteminle çizdiğimi
Unuttular
Nice yıldır yalnızlığım
Var oluşum seni
DURAN AYDIN
* Duran Aydın,
Hayatı Yeniden Denemeye, Özgün Yayınları, 1998.
DÎWAR*
Katkım olan her
filmde benden bir parça mutlaka vardır**
1
Siverek’ten Strasbourg’a bir elin
insan bir elin kavgaydı senin
çok döküldün çok öldün de neyse ki
hep ayakta kaldın
insan elin Salpa kavga elin
daîmî bir Sanık’tı aslında
yıllar var Umut derim Hücrem
derim Boynu Bükük Öldüler derim
seni bana kim sorsa--sahi, aşk gibi
devrim de gözle yazılabilir kimi!
Pozantı’dan Paris’e bir gözün çocuk
bir gözün çıngıraktı senin
çok gittin çok yenildin de kendini
dağlara bağırmak kadar az sandın
Kürtçe söylenmiş öyle bir söz duydum
ki senden sonra
bu söz yedi kilit yedi anahtar sanki
senin ağzının iklimi:
Ser çiyan ji me ra cennete emrê min
canê te!***
2
Doğu ve zaman her ikisi de dîwar ve
yara oralarda hâlâ
iklimlerin alışkanlığından
biliyorum--her güne bayram deme!
kendinin mahkûmu bir sessizliktir
Fırat en çok da kendine akar
sorma söylemez: Dicle, iki kalp üç
kelâm onun gece öldüğüdür!
Ha onbir ha altı ne farkeder, bazen
tek bir mahkûm bile her şeyi anlatır
tıpkı sen gibi--sahi, dağ imgesi
annene yaslanıp en son ne zaman ağladın!
yerin göğe ağlamış hâli diyorlar Yol’a
buralarda.
3
Âh, bir ömrü üçe bölmenin zamanı
şimdi: Canân, can, ân!
Ömür ki aşkta eksilme, uzakları
uzaklara ilikleme sanatı--
yüzümü hep dolaşık aynalarda yıkadım
demek, bilemedim kendimi--
negatiflerim depolarda çürüdü
mürekkebim kalemimde kurudu
ben de bilmiyorum ki Hüseyin--suç
ne, hâlâ ne suç işlediğimi!
4
Susarken imge konuşurken metafordur
ya insan
âh, senin imgelerin metaforların ki
herkesten üç fazla
insan insanı kapalı mekânlarda
anlarmış anbean
senin ömrün acı aşk ve sinema dâhil
hep kapalı mekân
seni çok kendimi çok sevdim dersem
inanma--üç şey
kadın aşk ve sinema kalbin yılanı
doğuştan yalan!
De ki ben Bir Çirkin Adam,
ben Umut gibi bir Canlı Hedef
Père Lachaise dâüssıla uzaklara
gömülme mezarlığıdır
Acı’dan Umutsuzlar’dan Ağıt’tan Baba’dan
Arkadaş’tan hiç anlamaz!
5
Haklısın, tek kişi olmanın imkânı
dağlardır ama
kadın aşk ve sinemasız tek kişi
olmak da şehirlere yaban--
Unutma, Türkçe ya da Kürtçe aşkı ve
sinemaları Allah seslendirir
âh, bakayanlış ve yapayalnız
kaldığında
sakın ha silâhını şakağına dayayıp
da bir başına ağlama!
6
Sevap ya da günah herkeste hakkı/n/m
var--bak, hepsi sıra sıra:
Kalbin sıra: İçindeki sinemalara
gitsem, her filmin göçebe şiir bana!
Gözün sıra: Aşkı ya gözle yakala ya
silâhla mı dedin--âh, ikisi de bir yerde silâh!
Ağzın sıra: Söz dediğin bal da
olabilir zehir de, diline git ve vur onunla!
Elin sıra: Halka halka olur da
meydanlara çıkardık ya, elleri ve sosyalizmi anla!
Aklın sıra: İhtiyaçları vardır, ver
onu para babalarına ve ahmaklara!
—Oğluma ve kızına modern masallar
anlat da şairim
Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek
İstiyoruz! ritüelini
kimseye anlatma!
7
Bir eylül akşamıydı toprak yorgun
gök rezil sinemalar eklem yeri
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil menziller
ters dönmüş Mem û Zîn’di
gözyaşı oldum mendil oldum menzil
oldum da vurdum kendimi--
ikizim kendimdi Kejê sevgilim, sol
göğsüm toprağın gelini
vurduklarım At Avrat Silâh ne
aşka ne kendime yetti
dağ talanı bir Seyyit Han
gittim bir daha bir daha vurdum kendimi--
Bicrînê ya binvînê!****
*) Bir yanım kirli soğuk beş öykü
gibi Sartre, bir yanım mavi dev yumruk bir şiir
Attilâ İlhan. Hayat bir sana bir bana bakardı o vakit; âh, şimdi tüm bakmalar
Duvar!
**) Yılmaz Güney (Urfa, 1 Nisan 1937
– Paris, 9 Eylül 1984). Âh, Père Lachaisebir mezarlık olabilir belki, pelikülü kan olan hiçbir ölüm ölüm değil!
***) Ama dağ başı bize cennettir
ömrüm canına kurban!
****) Ya bağır bir ses ver, ya da
uyu hadi!
HÜSEYİN
ALEMDAR
*Hüseyin Alemdar, "Dîwar", Yasakmeyve, Temmuz-Ağustos 2009, Sayı: 39.